EFKAN VURAL'IN EĞİTİM KÜLTÜR ve BİLGİ SİTESİ
Efkan Vural'ın Yazıları
10 Ocak 2026 Cumartesi
9 Ocak 2026 Cuma
HAFTANIN HADİSİ
Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v)şöyle buyurur:
Allah buyurdu ki: "Ey Âdemoğlu! Günahın, bulutlar kadar olsa da istiğfar ettiğin takdirde günahının çok oluşuna bakmam, affederim."
(Tirmizî, "Deavât", 109)
Diyanet İşleri Başkanlığının 09.01.2026 Tarihli Cuma Hutbesi: NAMAZ
NAMAZ
Muhterem Müslümanlar!
Dünyamızı huzur ve mutluluğa, ahiretimizi
ebedi cennete dönüştüren ibadetlerin en başında namaz gelir. Namaz kılan; yüzünü
kıblemiz Kâbe’ye, yönünü Rabbine çevirir. Bedenini kirlerden, kalbini
günahlardan arındırır. Ruhunu miraca, gönlünü sükûnete erdirir.
Aziz Müminler!
Namaz; tekbirle başlayan, selamla
tamamlanan bir kulluk yolculuğudur. Her tekbir, Allah’tan başka ilah olmadığının ilanıdır. Her kıyam, haksızlığa ve zulme asla
rıza gösterilmeyeceğinin sembolüdür. Her kıraat, Kur’an-ı Kerim ile irtibatı
kuvvetlendirmektir. Her rükû, bir tevazu; her secde, Allah’a teslimiyettir. Her
tahiyyat, kelime-i şehâdetin izharıdır. Her
selam, elinden ve dilinden emin olunan bir Müslüman olmanın ahdidir.
Kıymetli Müslümanlar!
Hayat akıp giderken namazı kendimize rehber kılmalıyız. Gönlümüz daraldığında namazla ayağa kalkmalıyız. Sıkıntı veya hastalık anında namazla Rabbimize sığınmalıyız. Gündüzün telaşında namazla ruhumuzu dinlendirmeliyiz. Gecenin sessizliğinde namazla dirilişimizi gerçekleştirmeliyiz. Camide, evde, okulda, işyerinde, tarlada ve bahçede namazla Cenâb-ı Hakk’ın rahmet ve mağfiretine yönelmeliyiz. Zira namaz, müminin miracıdır.
Peygamber Efendimiz (s.a.s)’in buyurduğu üzere, “Cennetin
anahtarı namazdır.”[1]
Yaratan ile kulun
arasındaki muhabbeti güçlü tutacak en sağlam bağ namazdır. Kişiyi,
kötülüklerden uzaklaştırıp iyiliğe ulaştıracak en
güzel yol namazdır. Aynı safta inanan gönülleri
birleştirecek; birlik, beraberlik ve kardeşliği pekiştirecek olan da namazdır.
Değerli Müminler!
Namaz, büyük bir rahmettir.
Sevgili Peygamberimiz (s.a.s) hadis-i şeriflerinde,
“Sizden biri namaz kılarken aslında Rabbiyle konuşuyordur”[2] buyurmaktadır. Dolayısıyla dinen meşru bir mazeret olmaksızın namazdan uzak kalmak, Allah Teâlâ ile hasbihalden mahrum kalmaktır. Sonra kılarım diye namazı ötelemek, dinin direğini zayıflatmaktır. Dünyalık meşgalelere dalarak namazı ihmal etmek, ilâhî lütfa mazhar olamamaktır.
Yüce Rabbimiz Kur’an-ı Kerim’de,
“Ailene
namazı emret, kendin de ona sabırla devam et”[3]
buyurmaktadır.
Aziz Müslümanlar!
Önümüzdeki Perşembe’yi Cuma’ya bağlayan gece, beş vakit namazın hediye edildiği Miraç Kandilini idrak edeceğiz. Bu mübarek gece, Mescid-i Aksâ’nın Cenâb-ı Hak katındaki değerini yeniden hatırlatmaktadır. Tevhid ve vahdetin sembolü olan cami ve mescitlerin saygınlığını korumamız gerektiğini haber vermektedir. Bizler de Miraç Kandilini vesile kılarak, camilerde huzurda olalım. Omuz omuza vererek aynı safta divana duralım.
Peygamber Efendimiz (s.a.s)’in
“Kulun
Rabbine en yakın olduğu an secde halidir”[4] müjdesine
nail olmak için secdelerde buluşalım. İşlediğimiz hata ve günahlarımız için tövbe
edelim. Vatanımızın selameti, devletimizin bekası, insanlığın huzur ve barışı, Mescid-i Aksâ’nın ve Gazze’nin
özgürlüğü için Cenâb-ı Hakk’a niyazda bulunalım.
Bu vesileyle Miraç Kandilimizi şimdiden tebrik ediyorum.
Hutbemizi Yüce Rabbimizin şu müjdesiyle bitirmek istiyorum: “Kurtuluşa eren müminler,
namazlarını titizlikle kılmaya devam ederler. İşte Firdevs cennetinin vârisleri
onlardır. Orada ebedi kalacak olanlar da onlardır.”[5]
6 Ocak 2026 Salı
4 Ocak 2026 Pazar
2 Ocak 2026 Cuma
HAFTANIN HADİSİ
Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v)şöyle buyurur:
Allah'a ve ahiret gününe iman eden ya faydalı söz söylesin ya da sussun.
(Buhârî, "Edeb", 31, 85; Müslim,
"Îmân", 74, 75, 77)
Diyanet İşleri Başkanlığının 02.01.2026 Tarihli Cuma Hutbesi: HER ŞEY ALLAH’I ANLATIR
HER ŞEY ALLAH’I ANLATIR
Muhterem Müslümanlar!
İbret nazarıyla etrafına bakan bir insan, her şeyi yoktan var eden, şekillendiren ve idare eden bir yaratıcının olduğunu idrak eder. Gezegenlerin hiç sapmadan yörüngelerinde akıp gitmesi, güneşin yeryüzünü aydınlatması, ayın ve yıldızların bir kandil gibi geceyi süslemesi, bize adeta ‘Rabbini unutma!’ diye haykırır. Her köşesi hikmetle bezenmiş dünyamız, bizi, bir tek olan Allah’a çağırır.
Kur’an-ı Kerim; “Onlar göğün nasıl yükseltildiğine, dağların nasıl
dikildiğine, yeryüzünün nasıl yayıldığına bakmazlar mı?”[1] sorularıyla bizi tefekküre davet eder.
Aziz Müminler!
İnsanı mutsuzluğa götüren nedenlerin
başında inançsızlık gelmektedir. Zira inançsızlık,
hayatı anlamsızlaştırır. İnsanı
yalnızlaştırır. Kişide, sorumluluk bilincinin kaybolmasına sebep olur.
İmandır o cevher ki İlâhî ne büyüktür…
İmansız olan paslı yürek sinede
yüktür!
Bir yaratıcının varlığına inanmak, onun her an yanında olduğunu bilmek ise insana huzur ve güven verir. Kişiyi anlamsızlık karanlığından kurtarır.
Ayet-i kerimede bu hususa şöyle işaret edilir:
“…Kim Allah’a iman ederse, Allah onun kalbini doğruya iletir. Allah her
şeyi hakkıyla bilendir.”[2]
Değerli Müslümanlar!
Hayata dair soruların cevaplarını
Yüce Yaradan’ı inkâr ederek bulamayız. Nereden geldiğimizi, nereye gittiğimizi,
neden ve niçin yaratıldığımızı vahy-i ilâhî olmadan bilemeyiz. İtaat ve isyan sınırlarının
Cenâb-ı Hak tarafından belirlenmediği bir dünyada neyin iyi, neyin kötü
olduğunu tam anlamıyla kavrayamayız.
Kıymetli Müminler!
Yeryüzünde yaşanan hiçbir kötülüğün müsebbibi Allah Teâlâ değildir. O, kullarına karşı çok merhametlidir. Cenâb-ı Hak, insanların iyiliğini ister. Kötülük yapmalarına, zulme düşmelerine de asla rıza göstermez. Hal böyleyken nefsine uyan, hevâ ve hevesine tabi olan insanlar, kötülüğe ve zulme sebep olmuş, olmaya da devam etmektedir.
Kur’an-ı Kerim’de,
“Gerçek şu ki Allah insanlara
zerre kadar zulmetmez, ancak insanlar kendilerine zulmederler”[3] buyrularak
bu hakikate işaret edilmektedir.
Aziz
Müslümanlar!
Yüce Rabbimiz; kaynağını vahiyden
alan peygamberleri, müjdeleyici ve uyarıcı olarak göndermekle kullarına büyük
bir lütufta bulunmuştur. Her birisi hidayet rehberi olan; hak ile bâtılı, doğru
ile yanlışı beyan eden ilâhî kitapları indirmekle insanlığın huzur ve
mutluluğunu istemiştir. Bu ilâhî silsilenin son halkasını, Hz. Muhammed Mustafa
(s.a.s) ve ona gönderilen Kur’an’ı Kerim ile kemale erdirmiştir. Ebedi ahiret
yurdunu yaratmakla; her hak sahibinin hakkını almasını, inanan ile inanmayanların
ayırt edilmesini murat etmiştir.
Kıymetli Kardeşlerim!
Bugün,
içinde bulunduğumuz sorumluluk; inançsızlık girdabında boğulan insanlara gönül
dünyamızı açmak, ilâhî mesajları onlarla buluşturmaktır. Peygamber Efendimiz
(s.a.s)’in sünnet-i seniyye membaı ile gençlerimizin inanca dair susuzluklarını
gidermeye çalışmaktır. Çocuklarımızın gönüllerine tatlı dil ve güler yüzle
Allah sevgisini nakşetmektir.
Sevgili Peygamberimiz (s.a.s)’in şu nasihatini kendimize rehber kılmaktır:
“Senin vesilenle Allah azze ve celle’nin bir kişiyi
hidayete erdirmesi, senin için güneşin üzerine doğduğu ve battığı her şeyden daha
hayırlıdır.”[4]