DİN İSTİSMARI
Muhterem Müslümanlar!
İnsanın yaratılış hikmetlerinden biri,
yeryüzünü imar etmektir. İnsan; sahih dini bilgiye ulaştığı ölçüde hikmet üzere
bir hayat inşa eder. Bu bilgiden uzaklaşıp heva ve hevesin, cehaletin ve hurafelerin
peşine düştüğünde ise, imar yerini ifsada, ıslah yerini bozgunculuğa bırakır.
Aziz Müminler!
Yüce dinimiz İslam, aşırılığı reddetmektedir. Peygamber Efendimiz (s.a.s) bir hadis-i şeriflerinde,
“Ey insanlar! Dinde aşırılıktan sakının. Çünkü sizden öncekileri dinde aşırılık helâk etti”[1] buyurmaktadır. İslam, Müslümanların orta yolu tutmalarını, dengeli bir hayat sürmelerini istemektedir.
Yüce Rabbimiz Kur’an-ı Kerim’de,
“Siz insanlara şahit olasınız,
Peygamber de size şahit olsun diye sizi aşırılıklardan uzak bir ümmet kıldık”[2] buyurmaktadır. Durum böyleyken barış
ve esenlik dini İslam’ın yüce değerlerini istismar edenler, geçmişte olduğu
gibi bugün de varlığını sürdürmektedir. Bu kimselerin asıl gayesi; din kisvesi
altında İslam toplumu içinde fitne ve fesat çıkarmak, Müslümanları birbirine
düşürmektir.
Kıymetli Müslümanlar!
Dini
istismar edenler, kendilerini dinin tek temsilcisi gibi sunarlar. İslam’ı kendi
düşüncelerine hapsederler. Sahih dini bilgiye dayanmayan görüşlerini
desteklemek için Kur’an-ı Kerim’i ve sünnet-i seniyyeyi gerçek anlamından koparıp
keyfi yorumlara yönelirler. Ayrıştırıcı ve dışlayıcı söylemlerini kabul
ettirebilmek için hadis-i şerifleri devre dışı bırakmaktan çekinmezler. Şirk,
tekfir ve cihad gibi kavramları, cana kıymaya ve Müslümanları katletmeye aracı
kılarlar. Kendilerini ıslah edici, tevhidin savunucuları olarak tanıtan bu grupların
asıl yüzünü Kur’an-ı Kerim şöyle haber vermektedir:
“Onlara
‘Yeryüzünde düzeni bozmayın’ denildiğinde, ‘Biz yalnızca ıslah edenleriz’
derler. Şunu bilin ki, onlar bozguncuların ta kendileridir, lâkin anlamazlar.”[3]
Değerli Müminler!
Dinin sahibi Yüce Allah’tır.
İslam’ı en doğru şekilde yaşayan Peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa
(s.a.s)’dir. İslam’a göre, hiç kimse kendini, Allah ve Resûlü’nün yerine
koyamaz. Onlar adına hüküm veremez. Geleneğimizden gelen dini ve tarihi
birikimi yok sayamaz. Hiç kimse, dinin asıl temsilcisi olarak kendini göremez.
Mutlak doğrunun sadece kendisine ait olduğunu iddia edemez. Şirk ve küfür
isnadıyla bir Müslümanı iman dairesinin dışına çıkaramaz. Onun canına, malına ve namusuna kastedemez.
Aziz Müslümanlar!
Maalesef, bugün, Müslüman toplumlar, İslam’ı kendi tekelinde
gören, kendinden olmayanı dışlayan tehlikeli bir anlayışla karşı karşıyadır. Dijital
mecralarda Müslüman gençlerin zihinlerini bulandırmaya, barış dini İslam’ı
şiddetle yan yana göstermeye çalışan bu aykırı
gruplar, artık küresel bir problem haline gelmiştir. Birlik ve beraberliğimizi
tehdit eden, geleceğimizi karartmak isteyen bu yapılara karşı dikkatli olmalıyız. Gençlerimizin sahih dini
bilgiyi, doğru yöntem ve metotlarla, ehil kişilerden almalarına özen
göstermeliyiz. Kur’an-ı Kerim, sünnet-i seniyye ve medeniyetimizden neşet eden
İslami geleneğimize sahip çıkmalıyız. İslam’a ve
Müslümanlara en büyük zararı verenlerin; dinimizi,
değerlerimizi ve kavramlarımızı istismar edenler olduğunu unutmamalıyız.