24 Aralık 2017 Pazar

KİTAP:63 Konu 63 Ayet 63 Hadis 63 Kıssa

KİTAP:63 Konu 63 Ayet 63 Hadis 63 Kıssa
Sincan Müftümüz Osman Şener hocamızın hazırladığı 63 Konu 63 Ayet 63 Hadis 63 Kıssa adlı kitabı sizlere tanıtmak istiyorum. Kitap Türkiye Diyanet Vakfı tarafından basılmış olup,255 sayfadan ibarettir.
Kitap orta boy olup, 63 konu ile ilgili birer ayet ve hadisin orjinal Arapça metni ile Türkçe anlamı yazılmış ve o konu ile ilgili genelde yaşanmış kıssalar anlatılmıştır.
Sahasında önemli bir çalışma olan bu eser  ile, Kur’an-ı Kerim’in ilk ve en önemli  kaynak olduğu; Peygamberimiz Hz.Muhammed’in hadislerinin ikinci  önemli kaynak olduğu anlaşılmaktedır.
Bu kitap ile müslümanlar 63 konuda ayet ve hadisler ışığında çeşitli kıssalarla aydınlatılmak istenmektedir.
Peygamberimiz Hz.Muhammed(s.a.v.)’in 63 yıllıkhayatını hatırlatmak bakımından 63 değişik konuda ayet ve hadisler ışığında bilgi vermek;yaşanmış bazı olaylardan ders almak üzere şu konulara yer verilmiştir.
Bunlar:
1-Sevginin gücü, 2-Evlat ve imtihan, 3-Kader, 4-Allah’ın görmesi, 5-Dünya hayatı oyun ve eğlence, 6-Atalarınca uyarılmayan gafiller, 7-Anne-babanın emeği, 8-Kul hakkı, 9-Ahiret inancı, 10-Gaflete dalmak, 11-Doğruluk, 12-Zamanın değeri, 13-Dünya hayatı çok kısa, 14-Yetime karşı davranış, 15-Kur’an’a birlikte sarılmak, 16-Allah’a güvenmek, 17-Vahiyden mahrum olan akıl, 18-Görmezden gelmek, 19-İyiliğin mükafatı, 20-Pişmanlık, 21-Aklı kullanmak, 22-Gizli infak, 23-Çoğalma tutkusu, 24-Adalet, 25-Malı Allah’a satmak, 26-Mal’a aldanmak, 27-Ahireti unutmak, 28-Nefis, 29-Kin ve nefret, 30-Münafıklık ve mertlik, 31-Güzel iş yapmak, 32-Zinaya yaklaşmak, 33-İstişare sonu kararlılık, 34-Haberi araştırmak, 35-Doğru muhasebe, 36-Hidayet isteyene verilir, 37-Cimrilik tehlikesi ,38-İmtihan, 39-Miras, 40-Kur’an hayat kitabı, 41-Sevdiğini infak etmek, 42-Bir’e on sevap, 43-Kötü söz, 44-İnanç hürriyeti, 45-Kürtaj, 46-Dua, 47-Kur’anla  amel etmek, 48-Eden bulur, 49-Alimler, 50-Allah’ı güzel anlatmak, 51-Meleklerin kaydı, 52-Zan, 53-Hesap ve sorgu, 54-Amelin karşılığı, 55-Yaptığını söylemek, 56-Hazırlık, 57-Nasip, 58-Çalışma ve Rızk, 59-Cinlerin varlığı, 60-Ölümden kaçınılmaz, 61-Şükür, 62-Ölünce akrabalık kalmaz, 63-Yaşadığı gibi ölmek,
Kitap’ta anlatılan 63 konudan 42.cisini örnek olarak vermek istiyorum:
 Bir’e On Sevap:
Yüce Allah şöyle buyurur:”Kim (Allah huzuruna ) iyilikle gelirse ona getirdiğinin on katı vardır. Kim de kötülükle gelirse o sadece getirdiğinin  dengiyle cezalandırılır. Onlar haksızlığa uğratılmazlar.”(En’am Suresi,160.ayet)
Rasulüllah(s.a.v) Allah’u Tealanın şöyle buyurduğunu bildirdi: ”Kulum bir kötülük yapmayı istediğinde o kütülüğü yapıncaya kadar (amel defterine) bir kötülük(bir günah)yazmayın. Şayet o kötülüğü yapacak olursa misliyle (amel defterine bir günah)yazın. Benim için o kötülüğü yapmaktan vazgeçerse bir sevap yazın. Kulum bir iyilik yapmayı diler de onu yapamazsa onun için de (amel defterine)bir sevap yazın. Şayet o iyiliği yapacak olursa(ihlas ve samimiyetine göre) on katından yedi yüz katına kadar sevap yazın.” (Buhari,Tevhid,35)
Kıssa:Az Parayla Çok Sevap:
Bolunun Kıbrıscık ilçesinde Cuma günü öğle yaklaşmıştı,camiye vaaz etmeye gidiyordum.Yoldan koşarak karşıdan gelen,emekli Yazı İşleri Müdürü Yakup Karaca ile karşılaştım: ”Hayrola hacı ağabey,böyle acele nereye gidiyorsun.”diye sorunca : Az para ile çok sevap kazanmaya gidiyorum.” Diye cevap verdi.Nasıl olduğunu merak edip sorduğumda :”Pazardan bir  paket sabun aldım,iki caminin lavabolarına dağıtacağım,yüzlerce cemaat elini yıkayacak”dedi. Sonra tekrar bana dönerek: Hocam Cuma günü anlattığını  iki gündür düşünüyorum.Allah bir iyiliğe on sevap verir,bir kötülüğe ancak bir günah verir,demiştiniz. Cehenneme gidenlere kızıyorum,üzülüyorum, sonra kendi kendime diyorum ki:”Yetkim olsa Cehenneme gidenleri karşıma alırım ve derim ki:”Be adam,iyilikte bire 10 ile sevap kazanıp cennete gidemedin de, bire 1 verilen günahı biriktirip cehenneme mi gidiyorsun?”
Kitap,okuyalım,ışığımızı kitaplardan alalım.....



22 Aralık 2017 Cuma

Diyanet İşleri Başkanlığının 22/12/2017 Tarihli Cuma Hutbesi:HELAL HARAM DUYARLILIĞI

HELAL HARAM DUYARLILIĞI


Cumanız Mübarek Olsun Aziz Müminler!

Yüce Rabbimiz, okuduğum âyet-i kerimede şöyle buyurmuştur: “Ey iman edenler! İçki ve benzeri şeyler, kumar, dikili taşlar ve fal okları ancak, şeytan işi birer pisliktir. Onlardan kaçının ki kurtuluşa eresiniz.”[1]
Peygamber Efendimiz (s.a.s) de, okuduğum hadis-i şerifte şöyle buyurmuştur: “Helâl de bellidir, haram da bellidir. İkisinin arasında birtakım şüpheli hususlar vardır ki insanların çoğu bunları bilmezler. Kim şüpheli şeylerden sakınırsa, dinini ve haysiyetini korumuş olur. Kim de şüpheli şeylere düşerse, harama düşmüş olur…”[2]
Kardeşlerim!
Yüce Rabbimiz, insanı en değerli varlık olarak yaratmıştır. Tertemiz fıtratını korumak ve ebedi kurtuluşa ulaşmasını sağlamak için ona bazı sınırlar çizmiştir. Hayatımız boyunca riayet etmemiz gereken bu sınırlara helal ve haram diyoruz.
Helal, yaratılışın gaye ve hikmetine uygun olan güzelliklerdir. Haram ise, mükerrem olarak yaratılan insanın onur ve haysiyetini zedeleyen, ona zarar veren çirkinliklerdir. Helal,  Allah’ın rızasına uygun söz, tutum ve davranışlardır. Haram ise Rabbimizin gazabına ve insanların kınamasına neden olacak kötülüklerdir.
Değerli Müminler!
Helali gözetmek, Allah’a imanın yani O’na verdiğimiz kulluk sözüne sadakatin göstergesidir. Harama bulaşmak ise bu sözü göz ardı etmektir. Helalin peşinde koşmak, insana yaraşır, nezih ve şerefli bir hayat yaşama gayretidir. Harama dalmak ise zihni ve gönlü bulandırma; heva ve hevesin, arzu ve isteklerin esiri olma halidir.
İnsan, helale ne kadar yaklaşırsa huzura da o kadar yaklaşır. Harama doğru yürümenin sonu ise pişmanlık ve mutsuzluktur.
Helâl-haram duyarlılığını yitirerek israf edilmiş bir ömrün akıbeti hüsrandır.   
Kıymetli Kardeşlerim!
Dinimizde hiç kimsenin kendi arzusuna göre helal ve haram koyma yetkisi yoktur. Kur’an-ı Kerim’in rahmet yüklü mesajlarına iman eden, Peygamber Efendimiz (s.a.s)’in kutlu yolundan yürüyen her mümin, helal-haram duyarlılığına sahip olmak zorundadır. Mümin, imanının gereği olarak Rabbini seven, sınırlarını bilen, kendini tanıyan insandır. O, vicdan ve merhametini yitirerek hiçbir canı incitemez. Duyarsız, hürmetsiz ve iffetsiz davranarak kendisinin ve başkasının haysiyetini çiğneyemez.
Mümin, şu geçici dünyada sayılı nefeslerini falcılık, kumar, şans oyunları, faiz, rüşvet, tefecilik, hırsızlık gibi haksız kazançlarla tüketemez. Allah’ın kendisine emanet verdiği bedenini alkollü içki ve uyuşturucu maddelerle zehirleyemez. Helal olmayan yiyecek ve içeceklerle sağlığına yazık edemez.
Mümin öyle bir insandır ki; yetim malına el uzatamaz. Kul ve kamu hakkına giremez. Eş ve çocuklarına, anne ve babasına, komşu ve akrabasına kötü muamelede bulunamaz. Yalan, yalancı şahitlik, iftira ve kötü sözlerle dilini kirletemez. Emanete asla ihanet edemez, verdiği sözden dönemez. Fitne ve fesat peşinde koşamaz, bozgunculuk yapamaz.  
Değerli Kardeşlerim!
Müminler olarak, helal ve haram sınırları karşısındaki tutumumuza bakalım. Her birimiz, şu soruları kendimize soralım: Helal-haram duyarlılığı çerçevesinde bir hayat mı yaşıyoruz? Yoksa bir idrak tutulması içinde miyiz? Günahı umursamayarak, haramdan kaçınmayarak dünya ve ahiret mutluluğumuzu tehlikeye mi atıyoruz? Yoksa gönülden bir tövbe ile bir daha geri dönmemek üzere yanlışlarımızı terk edebiliyor muyuz?
Kıymetli Kardeşlerim!
Unutmayalım ki; mümine yaraşan, helale ve harama karşı uyanık olmaktır. İnsan hata yapabilir. Ama hata edenlerin en ferasetlileri, en kısa zamanda hatadan dönen ve tövbe edenlerdir.
Hutbemizi Peygamberimiz (s.a.s)’in şu duasıyla bitirmek istiyorum: “Allah’ım! Doğu ile batı arasını uzaklaştırdığın gibi benimle günahlarımın arasını da uzaklaştır!
Allah’ım! Beyaz elbisenin kirden arınması gibi beni de günahlarımdan arındır!”[3]





[1] Mâide, 5/90.
[2] Buhârî, Îmân, 39; Müslim, Müsâkât, 107.

21 Aralık 2017 Perşembe

Kur’an-ı Kerim’den Mesaj Var-19




İnsanlar  birlikte yaşarlar. Birlikte  yaşayan insanlar  iyi ilişkiler içinde olduklarında,huzur ve güven oluşur. Kişilerin birbirleriyle dostlukları güzel söz ve tatlı dil ile gelişir. 
Dostluklar sağlam temeller üzerine kurulursa,uzun süreli olurlar. Sağlam dostluklar ve arkadaşlıklar insanları mutlu eder. Mutlu olan insanlar güzel konuşurlar,kimseye zarar vermek istemezler.
Güzel konuşan kişiler,güzel huylu olurlar. İçlerindeki iyilik ve güzellik sözlerine ve hareketlerine yansır.
Güzel huylu insanların sözlerinde çirkinlik görülmez. Aşağılayıcı ve alaycı sözlerden uzak dururlar. Küfürlü ve argo söz söylemezler.
Güzel huylu insanlar konuşmalarında  Allah’ın ve Resulünün hoşnut olmadığı sözleri kullanmazlar. 
Sevgili  Peygamberimiz şöyle buyurur: "Kim Allah'a ve ahiret gününe iman ediyorsa, ya hayır söylesin yahut sussun" (Buhari,Edeb,31,85.).
İşte bizlerde konuşmalarımıza dikkat etmeliyiz. Hayırlı şeyler konuşmalıyız. Konuşmalarımızın ne anlama geldiğini iyi düşünmeliyiz. Bin düşünüp bir konuşmalıyız.
Karşımızdakilere kırıcı ve itici sözler söylememeliyiz. Lüzumsuz  yere konuşmamalıyız. Güzel sözler sarf etmeliyiz. Söz ve hareketlerimizle yapıcı olmalıyız.
Konuşmalarımızla çevremize güven vermeliyiz. Yalan ve kötü söz söylememeliyiz. Şaka bile olsa kötü sözü ağzımıza almamalıyız.
İyi ve güzel sözler Allah’ın ve Resulünün sözleridir.
Allah’ın ayetleri (Kur’an-ı Kerim) ve Peygamberimizin hadislerinin anlamına uygun güzel sözler dilimize alıştırmalıyız.
İnsanların kötü ve  çirkin  söz söylemeleri  nefisleri yüzündendir. Şeytan nefsimizi hakimiyetine alarak  istediği kötülüğü yaptırmaktadır.
Şeytan bize özellikle kızgın olduğumuz anda,kötü ve çirkin sözleri söyletir. Bizi kötü hareketlere yöneltir.  Küfürlü  ve çirkin sözler sarfetmemize sebep olur.
Hiçbir zaman şeytanın tuzağına düşmemeliyiz.
Konuşmalarımıza dikkat ederek her zaman ve  her ortamda sözün en güzelini söylemeliyiz.
Yüce Allah’ın Kur’an-ı Kerim’deki mesajı şöyledir: 
“Kullarıma söyle, sözün en güzelini söylesinler. Sonra şeytan aralarını bozar. Çünkü şeytan, insanın apaçık düşmanıdır.” (İsra Suresi,53.ayet) 
Güzel söz söyleyelim,şeytana uymayalım,nefsimizi yenelim.
 Dostluklarımıza ve kardeşliğimize zarar vermeyelim.
.
Efkan VURAL


Bu Yazı Aşağıdaki Web Sitelerinde Yayınlanmıştır:

15 Aralık 2017 Cuma

Diyanet İşleri Başkanlığının 15/12/2017 Tarihli Cuma Hutbesi:KARDEŞLİĞE SAPLANAN HANÇER: GIYBET


Cumanız Mübarek Olsun Aziz Müminler!
Bir gün Peygamberimiz (s.a.s)’in eşi Aişe validemiz, Safiyye validemizin boyunun kısa olduğunu ima etmişti. Bunun üzerine Allah’ın Resûlü şu ikazıyla gıybetin ne kadar kötü bir tutum olduğuna dikkat çekti: “Ey Aişe! Sen öyle bir söz söyledin ki, o söz denize karışsaydı denizin suyunu bile kirletirdi.”[1]
Aziz Müminler!
Gıybet, bir kardeşimizi hoş olmayan sözlerle anmaktır. Yokluğunda onun onur ve haysiyetini zedelemektir. Kul hakkına girmektir. Gıybet, güven ve samimiyete, huzur ve muhabbete, birlik ve beraberliğe, hâsılı kardeşliğe saplanan bir hançerdir. İnsanlıkla bağdaşmayan, mümine yakışmayan, bireyi ve toplumu sarsan çirkin bir tutum ve davranıştır.  Bu yüzden Yüce Rabbimiz, Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurarak gıybeti haram kılmıştır: “Ey iman edenler! Zannın çoğundan kaçının. Çünkü öyle zanlar vardır ki günahtır. Birbirinizin özelini araştırmayın. Birbirinizin gıybetini yapmayın. Biriniz ölmüş bir kardeşinin etini yemekten hiç hoşlanır mı? Bundan tiksindiniz değil mi? O hâlde Allah’a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz Allah, tövbeyi çok kabul edendir, çok merhametlidir.”[2]   
Kardeşlerim!
Bizler, birbirine iman kardeşliği ile bağlı müminleriz. Bu kardeşlik, bir binanın birbirine kenetlenmiş yapı taşları gibi sapasağlam bir kardeşliktir. Bu kardeşlikte kardeşler birbirine emanettir. Kardeşimizin canı bizim canımızdır. Onur ve haysiyeti bizim onur ve haysiyetimizdir. Birbirimizi en ufak bir îma ile dahi incitmemek bu kardeşliğin bir gereğidir. Gönül erlerinden birinin şu sözü bu gerçeği ne de veciz ifade etmektedir: “Sakın incitme bir canı. Yıkarsın arş-ı Rahmân’ı.”
Aziz Kardeşlerim!
Günlük hayatımızda zihinlerimiz türlü haberlerle yorgun düşmektedir. Kulaklarımız, arzu edilen edilmeyen nice sözler işitmektedir. Özellikle kitle iletişim araçları ve sosyal medyada çoğu zaman dedikodu, yalan, iftira gibi çirkin sözler, ilgi ve merak uyandıracak şekilde sunulabilmektedir. Zaman zaman sorumsuz ve şuursuzca yayınlanan asılsız haber ve yorumlarla insanların onur ve haysiyeti hedef alınabilmektedir. Oysa Peygamberimiz (s.a.s), Müslümanı “elinden ve dilinden emin olunan insan”[3] diye tanımlamıştır.
Kardeşlerim!
Resûlullah (s.a.s), şu hadisiyle gıybet, dedikodu, su-i zan ve özel halleri araştırma gibi mümine yakışmayan durumlardan uzak durmayı emretmiştir: “Birbirinizin gıybetini yapmayın. Gizli hâllerinizi araştırmayın. Çünkü her kim insanların gizli hâllerini araştırırsa Allah da onun gizli hâlini araştırır. Ve neticede onu evinde bile olsa rezil eder.”[4]
Resûl-i Ekrem Efendimiz, “Allah’a ve ahiret gününe iman eden ya hayır konuşsun ya da sussun.”[5] buyurmuştur. Her duyduğunu söylemesinin, kişiye günah olarak yeteceğini bildirmiştir.[6]
Heyhât! Gelin görün ki bugün bir sektör haline gelen yalan, iftira, gıybet ve dedikodu ile kimilerince algı operasyonları yürütülmektedir. Bu tür olumsuzluklarla, birey ve toplumun huzur ve sükûnetine büyük zararlar verilmektedir.   
Değerli Kardeşlerim!
Dilimiz, fitne ve fesat için değil; her daim güven ve itimat, huzur ve sükûnet için dönsün. Sözlerimiz, gıybet ve dedikodu, iftira ve yalan için değil; sadakat ve doğruluk için dökülsün. Kelamımız, kin, nefret ve düşmanlığa değil; ülfet, muhabbet ve kardeşliğe vesile olsun. Unutmayalım ki, o büyük gün ebedi nimetlere kavuşacak olanlar, zihnine, gönlüne, diline, eline, hâsılı bütün bedenine sahip çıkan ve hayata mümince bakanlardır.
Hutbemizi Peygamberimiz (s.a.s)’in şu duasıyla bitirmek istiyorum:
 “Allah’ım! Kulağımın, gözümün ve dilimin şerrinden, kalbimin kötülüğünden sana sığınırım.”[7]





[1] Tirmizî, Sıfatü’l-kıyâme, 51; Ebû Dâvûd, Edeb, 35.
[2] Hucurât, 49/12.
[3] Buhârî, Îmân, 4.
[4] Ebû Dâvûd, Edeb, 35.
[5] Buhârî, Rikâk, 23.
[6] Ebû Dâvûd, Edeb, 80.

10 Aralık 2017 Pazar

Kur’an-ı Kerim’den Mesaj Var-18




Kudüs niçin önemli?
Kudüs müslüman Filistin devletinin başkentidir.
Kudüs bir çok peygamberin yaşadığı yerdir.
Çevresinin mübarek kılındığı Mescid-i Aksa’nın bulunduğu yer  Kudüs’tür.
Kudus’te bulunan Mescid-i Aksa müslümanların ilk kıblesidir. Yüce Allah daha sonra kıbleyi Kabe’ye döndürmüştür.
Kudüs son Peygamber Hz.Muhammed’in Allah’ın huzuruna çıktığı mekandır.
Sevgili Peygamberimiz bir gece Mekke’de bulunan Kabe’den alınarak Kudüs’te bulunan  Mescid-i Aksa’ya götürüldü. Oradan da Yüce Allah’ın huzuruna çıkarılmıştır.
Allah Peygamberimizi  önce Kudüs’e götürür. Çünkü Kudüs’te bulunan Mescid-i Aksa ve çevresi mubarek kılınmıştır. Yani Kudüs manevi yönden kutsal bir yerdir.
Peygamberimiz tüm peygamberlere Mescid-i Aksa’da namaz kıldırmıştır. Hz.Muhammed(s.a.v.) hepsine imam olmuştur. Bu da bize ,Hz.Muhammed’in İslam aleminin tek lideri olduğunu  göstermektedir. Mescid-i Aksanın bu bakımdan da müslümanlar için ayrı bir değeri vardır.
Evet,Kudüs  bu bakımdan önemli bir yere sahiptir. 
Başta, Kudüs sorunu ve diğer tüm sorunların çözümü için bütün İslam alemi bir araya gelerek ortak  hareket edilmelidir.
İslam alemini birleştiren tek lider Peygamberimiz Hz. Muhammed’dir. Onun anlayışının etrafında tek yürek olmalıyız.
İslam alemi acilen bir araya gelerek, bir komite oluşturmalıdır.
Komite,tüm dünyada ve özellikle Ortadoğudaki sorunlara  dinimizin gereği ve Peygamberimizin anlayışı üzerine çözüm yolları belirlenmeli.
Bugün ve her zaman Müslümanların ve tüm insanlığın tek kurtarıcısı ve tek önderi Hz.Muhammed’dir. Bu sözde değil fiiliyattada olmalıdır. Bir şekilde radıkal adımlar atılmalıdır.
Bugün,Kudüs ve Mescid-i Aksa  bağlamında  İslam alemi yeniden uyanışa geçmelidir.


Yüce Allah’ın Kur’an-ı Kerim’deki mesajı şöyledir:
“Bir gece, kendisine âyetlerimizden bir kısmını gösterelim diye (Muhammed) kulunu Mescid-i Harâm'dan, çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksâ'ya götüren Allah noksan sıfatlardan münezzehtir; O, gerçekten işitendir, görendir    .” (İsra Suresi,1.ayet)
İşte,Kudüs ve Mescid-i Aksa müslümanlar için çok önemli bir yere sahiptir.
Yahudilere ve başkalarının hakimiyetine bırakılamayacak kadar öneme sahiptir.
Kudüs ve Mescid-i Aksa İslam alemi için bir şeref ve bir onur meselesidir.
İslam alemi her şeyi Türkiye’den beklememelidir. Artık İslam aleminin, ellerini taşın altına koyma zamanı gelmiştir; aslında çoktan geçmiştir bile...  Bu gerçek yeniden anlaşılmalıdır.

Efkan VURAL

Bu Yazı Aşağıdaki Web Sitelerinde Yayınlanmıştır:


Celal'in Penceresinden:

Milliyet Blog:

Of-Havadis Gazetesi




8 Aralık 2017 Cuma

Diyanet İşleri Başkanlığının 08/12/2017 Tarihli Cuma Hutbesi:KAPANMAYAN YARAMIZ: KUDÜS


KAPANMAYAN YARAMIZ: KUDÜS




Cumanız Mübarek Olsun Aziz Müminler!
Okuduğum ayet-i kerimede Yüce Rabbimiz şöyle buyuruyor: “Kendisine ayetlerimizden bir kısmını gösterelim diye kulunu bir gece Mescid-i Haram’dan çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksa’ya götüren Allah’ın şanı yücedir. Hiç şüphesiz O, hakkıyla işitendir, hakkıyla görendir.”[1]
Okuduğum hadis-i şerifte ise Peygamberimiz (s.a.s) şöyle buyuruyor:  “Üç mescit için ibadet maksadıyla yolculuğa çıkılabilir: Mescid-i Haram, Benim şu mescidim ve Mescid-i Aksa.”[2]
Kardeşlerim!
Kudüs, bizim gözbebeğimizdir. Kudüs, bizim tükenmeyen özlemimizdir. Kudüs, nice peygamberin tevhid mücadelesine sahne olmuş, ismiyle ve çevresiyle mukaddes ve mübarek kılınmış bir şehirdir. Kudüs, Kutsi Şerif’tir. Diğer adıyla Beytü’l-Makdis’tir. Binlerce yıldır birçok medeniyete beşiklik yapan Kudüs ve çevresinde Hz. İbrahim, Hz. Yakub, Hz. Musa, Hz. Süleyman ve Hz. İsa gibi nice peygamberler yaşamıştır. İsrâ ve Mirâc olayı ile Kudüs’ün son kutlu misafiri Efendimiz Muhammed Mustafa (s.a.s) olmuştur. İslam’ın ilk kıblesi Mescid-i Aksâ da Kudüs’tedir.   
Kudüs ve Mescid-i Aksa, bize Peygamberimizin müjdesi ve emanetidir. Kudüs, her müminin gönülden bağlandığı ve aziz bildiği bir şehirdir. Kudüs, herhangi bir toprak parçası değildir. Kudüs, sadece Filistin ve Mescid-i Aksa civarında yaşayanların değil, tüm dünya Müslümanlarının ve insanlığın ortak meselesidir.
Kıymetli Kardeşlerim!
Kudüs, Hz. Ömer’in fethiyle huzura kavuşmuştur. Müslümanlar, Kudüs’te uzun yıllar adaletli bir yönetim sergilemişlerdir. Herkesin canına, malına, inancına saygı duymuşlardır. Hatta gayr-i müslimler, aralarındaki anlaşmazlıkların çözümünde İslam’ın adaletine sığınmışlardır. Ama Darü’s-selam, yani barış ve huzurun merkezi olan Kudüs uzun zamandır mahzundur, yıllardır kan ağlamaktadır. Kudüs, bugün kapanmayan yaramız, dinmeyen sızımızdır. Kudüs, her türlü saldırıya maruz kalarak barışın şehri olmaktan çıkmıştır. Peygamberler diyarında silahlar susmamaktadır. Masum insanlar acımasızca katledilmektedir.
Kardeşlerim!
Kudüs ve çevresinde yaşayanlar, baskı, şiddet ve yalnızlaştırma gibi insanlık dışı uygulamalara maruz bırakılmaktadır. İnsanların yaşama, inanç ve düşünce özgürlüğüne insafsızca kastedilmekte, kimlik ve kişilikleri, onur ve haysiyetleri hedef alınmaktadır. Gözbebeğimiz olan Mescid-i Aksa’dan daha dün müminler alıkonmuşken bugün ise Kudüs, işgal edilmeye çalışılmaktadır. İnsanlığı, kadim geleneği ve uluslararası hukuku hiçe sayan pervasız bir anlayış, Kudüs’ü İsrail’in başkenti yapma gayreti içerisindedir.
Bilinmelidir ki; böylesi fütursuzca girişimler, Kudüs ve çevresini huzursuzluk ve çatışma yurdu haline getirecektir. Bu tür kabul edilemez teşebbüsler, sağduyuya ve insanlığın vicdanına vurulan büyük bir darbedir. Huzuru, barışı ve güvenliği yok etmeye yönelik tehlikeli bir adımdır.
Kıymetli Müminler!
İnsanlık şiddet, zulüm, savaş ve göç gibi olumsuzluklar nedeniyle büyük acılar yaşamaktadır. Bütün bunlara ilaveten Kudüs’e yönelik basiret ve ferasetten uzak, insaf ve vicdandan mahrum bu teşebbüsler, sağduyu sahibi her insanı endişeye sevk etmiştir. Bütün bunlar karşısında her birimize düşen vazife, bu tür olumsuzluklara asla rıza göstermemektir. Dünyanın neresinde olursa olsun, kime karşı yapılırsa yapılsın, yanlışa ve haksızlığa boyun eğmemektir.
Şu bir gerçektir ki; bugün İslam coğrafyasının, kardeşlerimizin ve insanlığın maruz kaldığı tüm felaket, zulüm ve mağduriyetlerden çıkaracağımız dersler vardır. Geliniz, bir an önce ümmet bilinciyle iman kardeşliğimizi pekiştirelim. Birbirimizin saygınlığını ve haklarını koruyalım. İçinde bulunduğumuz zorluklardan, acılardan, mahrumiyetlerden kurtulabilmek için her birimiz olanca gücümüzle çalışalım. İnancımızı, değerlerimizi yaşayalım ve gelecek nesillerimize öğretelim.
Kıymetli Kardeşlerim!
Aziz milletimiz, tarih boyunca Kudüs’le, Mescidi Aksâ ile ve Filistinli mazlum kardeşlerimizle gönül bağını hiçbir zaman koparmamıştır. Bundan sonra da koparmayacaktır. Bizler bu bilinçle bu Cuma vaktinde Rabbimize el açıp şöyle niyaz ediyoruz: Allah’ım! Bizi yeryüzündeki bütün mazlum kardeşlerimizin acısını yüreğinde hisseden ve onlara yardım için maddi-manevi varlığını seferber eden samimi Müslümanlar eyle! Bizi basiretsizlerden, ferasetsizlerden, vicdansızlardan, zalimlerden yana eyleme!
Allah’ım! Kudüs’ü ve İslam beldelerini işgale yeltenenlere, ıslah adı altında ifsat edenlere ve barışı baltalayanlara fırsat verme! Şu mübarek Cuma günü hürmetine dualarımızı kabul eyle Allah’ım!

7 Aralık 2017 Perşembe

Kur’an-ı Kerim’den Mesaj Var-17




İnsan hayatını sürdürebilmesi için beslenmeye ihtiyacı vardır. Beden gelişimini tamamlamak ve sağlığımızı korumak için düzenli bir şekilde beslenmeliyiz.
Hayatımızı devam ettirebilmek için bir çok maddi şeylere ihtiyaç duyarız.Ev, ev eşyaları,araba, elektronik eşyalar,yiyecek,giyecek vs.
Bu  ihtiyaçlarımızı karşılamak için maddi imkanlara sahip olmalıyız. Maddi gücümüzü artırmak için de çalışıp çabalamalıyız. Okuyup,meslek sabibi olmalıyız. İşimize sarılmalıyız.İşimizde en ince ayrıntıyı bile ihmal etmemeliyiz
Biz çalışıyoruz,biz uğraşıyoruz,biz kazanıyoruz. Ancak,çalışmamız karşılığında  rızkı veren Allahtır. Bunu asla unutmamalıyız. Sağlığımız olmasaydı, çalışamazdık, Sağlığı bize veren Allahtır.
Rızık konusunda endişe etmemeliyiz. Bize düşen helalinden çalışmaktır. ”Çalışan kazanır “ anlayışı ile çalışmayı ve istemeyi elden bırakmamalıyız. Rızık konusunda yersiz endişelere kapılmamalıyız.
Allah bütün canlıların rızkını vermektedir.
Kazandığımız ve elde ettiğimiz her şey Allah’ın bize nimetidir. Allah bize sağlık,akıl,yetenek,güç ve kuvvet verdi. Sağlığımız ve iş  yapabilme yeteneğimiz  olmasaydı işimizi yapamazdık ve maddi kazanç sağlayamazdık. Bunu bize nasip eden Allah’tır.
Allah her varlığı rızkı ile yaratır.
Bu konuda,Yüce Allah’ın Kur’an-ı Kerim’deki mesajı şöyledir:
“Nice canlı var ki, rızkını (yanında) taşımıyor. Onlara da size de rızık veren Allah'tır. O, her şeyi işitir ve bilir.” (Ankebut Suresi,60.ayet)
Ne mutlu helal yollardan rızkını elde edenlere.
Allah hepimize helal kazanç ve bol rızık nasip eylesin...


Efkan VURAL

Bu Yazı Aşağıdaki Web Sitelerinde Yayınlanmıştır:

Celal'in Penceresinden:


Milliyet Blog: