23 Mayıs 2026 Cumartesi

HAFTANIN HADİSİ

Diyanet İşleri Başkanlığının 22.05.2026 Tarihli Cuma Hutbesi:SÖZ AHLAKI VE SOSYAL MEDYA

                                      SÖZ AHLAKI VE SOSYAL MEDYA



Muhterem Müslümanlar!

Söz, insanın iç dünyasını dışarıya yansıtan aynasıdır. Güzel bir söz; yaralı kalpleri iyileştiren merhem, kurumuş gönülleri yeşerten can suyudur. Hoş bir kelam; ruhu ilmek ilmek işleyen zarif bir nakış, hataları incitmeden düzelten nazik bir hitaptır. 

Peygamber Efendimiz (s.a.s)’in buyurduğu üzere, 

“Gönül alıcı söz, sadakadır.[1]

Aziz Müminler!

Sözün tesiri, sesin yüksekliğinde değil; samimiyetin derinliğinde, üslubun inceliğinde gizlidir. Evet, en yakınımıza dahi sesimizi duyuramıyorsak, akrabalarımızla ortak paydada buluşamıyorsak, komşularımıza ulaşmaya bir yol bulamıyorsak, bunun sebeplerinden biri de konuşma usulümüzdür. Sevgili Peygamberimiz (s.a.s), mümini şöyle tarif etmektedir:

“Mümin; insanları karalayan, lânet eden, kaba ve kötü sözlü, hayâsız birisi değildir.”[2]

Kıymetli Müslümanlar!

Gönül kapıları, içeriden açılan kilide benzer; o kilidin yegâne anahtarı ise yumuşak bir sözdür. 

Kur’an-ı Kerim’de, 

Kullarıma söyle, sözün en güzelini söylesinler; yoksa şeytan aralarına girer. Kuşkusuz şeytan, insanların apaçık düşmanıdır[3] buyrulmaktadır. 

Bu sebeple; yuvasında huzur arayan, dilini zarafetle süslesin. Evladına ulaşmak isteyen, önce onun gönlüne bir çift tatlı kelamla misafir olsun. Saygınlık bekleyen, dilini doğrulukla mühürlesin. Berekete nail olmak isteyen, sözüne dürüstlük katsın. 

Hâsılı, Allah Resûlü (s.a.s)’in buyurduğu üzere, 

“Allah’a ve ahiret gününe inanan, ya hayır söylesin ya da sussun.”[4]

Değerli Müminler!

Söz ahlakının en çok ihlal edildiği alanların başında dijital mecralar gelmektedir. Kimi insanlar, sanal kumar ve uyuşturucu madde gibi bağımlılıklarla; kimileri de şiddete sevk eden dijital oyunlar aracılığıyla kötülüğün günden güne yayılmasına zemin hazırlamaktadır. Kimi insanlar; kimliklerini gizleyerek kalp kırmayı, başkalarının şahsiyetine, şeref ve haysiyetine dil uzatmayı marifet saymaktadır. Kimileri de yalan haberler ile toplumun sinesine fitne ve fesat tohumları ekmektedir. 

Yüce Rabbimizin bu husustaki uyarısı gayet açıktır: “İnsanın yanında, söylediği her sözü kaydeden bir melek mutlaka hazır bulunur.”[5]

Aziz Müslümanlar!

Bizler, teknolojik imkânlarla gelen tehlikeleri, fırsatların arkasına gizlenmiş sinsi tuzakları fark edebilirsek, sanal âlemin zararlarını asgari düzeye indirebiliriz. Dijital teknolojileri, etik değerlerimizi gözeterek kullanabilirsek, kültürümüzle bağdaşmayan söz ve içeriklerden kendimizi ve ailemizi muhafaza edebiliriz.

Hutbemizi, Peygamber Efendimiz (s.a.s)’in şu hadis-i şerifleriyle bitiriyoruz:

“Faydasız söz ve davranışları terk etmesi, kişinin iyi bir Müslüman olduğunun göstergesidir.”[6]



[1] Buhârî, Cihâd, 128.

[2] Tirmizî, Birr, 48.

[3] İsrâ, 17/53.

[4] Buhârî, Edeb, 31.

[5] Kâf, 50/18.

[6] Tirmizî, Zühd, 11; Muvatta’, Hüsnü’l-hulk, 1.

Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü 

15 Mayıs 2026 Cuma

HAFTANIN HADİSİ

Diyanet İşleri Başkanlığının 15.05.2026 Tarihli Cuma Hutbesi:TOPLUMSAL SORUMLULUKLARIMIZ

                         TOPLUMSAL SORUMLULUKLARIMIZ




Muhterem Müslümanlar!

İslam, kişinin; Rabbine ve kendisine karşı görevleri yanında, ailesine ve içinde yaşadığı topluma karşı sorumluluklarını da düzenleyen bir dindir. 

Allah Resûlü (s.a.s)’in hadislerinde yer alan şu ifade ne kadar da önemlidir: 

“Üzerinde kendinin hakkı vardır. Rabbinin hakkı vardır. Misafirinin hakkı vardır. Ailenin hakkı vardır. O halde her hak sahibine hakkını ver!”[1]

Aziz Müminler!

Eşlerin sevgi ve saygıyla birbirine bağlı kaldığı, büyüklere hürmetin eksik edilmediği, çocuklarla bereketlenen bir aile yuvası kurmak, onu korumak ve güçlendirmek insani ve toplumsal sorumluluğumuzdur. Zira kişinin; ruhsal, duygusal ve zihinsel olarak huzur bulduğu, inanç ve medeniyet değerleriyle buluştuğu ilk yer ailesidir. Erdemli bireylerin oluşturduğu faziletli bir toplum ve barış içinde bir dünya inşa etmenin yolu aileden geçmektedir. 

Yüce Rabbimiz,

“Kendileri ile huzur bulasınız diye size kendi türünüzden eşler yaratması ve aranıza sevgi ile merhamet koyması O’nun varlığının delillerindendir”[2] buyurarak, bizlere, ailenin ilahî bir lütuf olduğunu hatırlatmaktadır. Dolayısıyla hiçbir yapı, aile kurumunun alternatifi değildir. Ve yine hiçbir şey; eşlerin birbirlerine duyduğu muhabbetin, çocukların verdiği neşenin, anne ve babanın hissettirdiği mutluluğun, dede ve ninenin sağladığı güvenin yerini asla dolduramaz.

Kıymetli Müslümanlar!

Dinine bağlı, mukaddesatına saygılı nesiller yetiştirmek, ihmal edemeyeceğimiz diğer bir sorumluluğumuzdur. Ecdadımızdan bize miras kalan; kimlik, aidiyet ve fedakârlık gibi hasletleri gençlerimize kazandırmak asli vazifelerimizdendir. Evlatlarımıza değer vermek, onları dinlemek, iki cihan saadetleri için kendilerine rehberlik etmek vazgeçemeyeceğimiz görevlerimizdendir. 

Allah Resûlü (s.a.s), bu hususta bizleri şöyle uyarmaktadır:

“Bakmakla yükümlü olduğu kimseleri ihmal etmesi, kişiye günah olarak yeter.”[3]


Değerli Müminler!


Engelleri azimle aşmaya çalışan kardeşlerimize ve ailelerine karşı duyarlı olmak ise dini, ahlaki ve toplumsal sorumluluğumuzdur. 

Bu sebeple 

“Kim, kardeşinin ihtiyacını giderirse Allah da onun ihtiyacını giderir”[4] nebevi tavsiyesine uyarak; ibadethanelerimizi, okullarımızı, binalarımızı, sokaklarımızı, engelli kardeşlerimizin kullanabileceği şekilde imar etmeliyiz. Hayatı, özel gereksinimli kardeşlerimiz için kolaylaştırmanın gayretinde olmalıyız.

Aziz Müslümanlar!

Bugün, topyekûn bütün insanlık, pek çok yıkıcı unsurla karşı karşıyadır. Hiçbir sınır ve değer tanımayanlar tarafından; dijital mecralar, reklamlar, televizyon programları ve filmler aracılığıyla toplumun yapı taşı olan aile müessesesi zayıflatılmak istenmektedir. Sapkın akımlar ve batıl ideolojiler eliyle, gençlerin zihin dünyaları bulandırılmaya çalışılmaktadır. Böylesine bir çağda bize düşen; Rabbimizin emirlerine hakkıyla uymak, fıtratımıza sahip çıkmak, nebevî ahlakı ailemize ve nesillerimize aktarmaktır.

 Hutbemizi, Kur’an-ı Kerim’de yer alan şu dua ile bitiriyoruz: “…Rabbim! ‘Bana, anne ve babama verdiğin nimetlere şükretmeyi, razı olacağın işleri yapmayı’ bana nasip et. Neslimi de salih kimseler eyle…”[5]



[1] Tirmizî, Zühd, 63.

[2] Rûm, 30/21.

[3] Ebû Dâvûd, Zekât, 45.

[4] Müslim, Birr, 58.

[5] Ahkâf, 46/15.

Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü 

11 Mayıs 2026 Pazartesi

10 Mayıs 2026 Pazar

Anneler Günü mü dediniz.

 Bu yıl Anneler Günü 10 Mayıs Pazar.

Evet bu gün Anneler günü...

Peki diğer günler başka gün mü?

Yani Annelerin olmadığı günler mi.

Bugün bakıyorsun, hediyeler ve çiçekler elden ele dolaşıyor.

Bu iyi bir şey.

Ancak biz evlatlar bir günle kurtulamayız.

Her gün önemli...

Anne ve babalarımızı hiçbir zaman ihmal etmemeliyiz.

Onları hiçbir zaman üzmemeliyiz.

Dinimizde anne ve baba hakkı çok önemli.

Onlara "of" bile dememeliyiz. Bu Allah'n uyarısıdır.

Kur’an’ı Kerimde Yüce Allah bazı ayetlerde anne ve baba hakkında şöyle buyurmaktadır:

“ Biz, insana, ana-babasına iyi davranmasını tavsiye etmişizdir….. (Ankebut, Suresi,8.Ayet)

“ Allah’a ibadet edin ve O’na hiçbir şeyi ortak koşmayın. Ana –babaya … iyilik edin… (Nisa,Suresi,36.ayet)

“Rabbin kendisinden başkasına asla ibadet etmemenizi , ana babaya iyi davranmanızı kesin olarak emretti. Eğer onlardan biri , yada her ikisi senin yanında ihtiyarlık çağına ulaşırsa ,sakın onlara “ öf ! “ bile deme; onları azarlama ; onlara güzel söz söyle. Onlara merhamet ederek tevazu kanadını indir ve deki : ”Rabbim ! Tıpkı beni küçükken koruyup yetiştirdikleri gibi sende onlara acı. ” (İsra,Suresi,23.ve24.ayet)

Cennete girmek istiyorsak Anne ve babamıza iyi davranmalıyız. Cennetin  anaların ayağının altında olduğunu unutmamalıyız.

Bu konu ile ilgili bir rivaye şöyledir:Muaviye b. Câhime’dir. Anlattığına göre, İbn Câhime (ra) bir gün Hz. Peygamber’e (sas) geldi ve: “Ey Allah’ın Resulü, ben gazveye (cihad) katılmak istiyorum, bu konuda sizinle istişare etmeye geldim” dedi. Resûlullah (s.a.v.): “Annen var mı? (hayatta mı?) diye sordu. “Evet” deyince, “Öyleyse ondan ayrılma, zira cennet onun ayağının altındadır” buyurdu. (Nesâî, Cihâd, 6)

Anne ve babamızın rızasını kazanarak cennete girme şansımızı artırmalıyız.

Bu konu ile ilgili Peygamberimiz şöyle buyurmaktadır.

“Burnu yere sürünsün, burnu yere sürünsün, burnu yere sürünsün. ”Kimin ya Rasulallah denince .”İhtiyarlığı anında annesi ile babasından birine yahut her ikisine yetişip de (onların rızasını kazanarak) cennete giremeyenin ” buyurdu. (Müslim,birr ve sıla9,10.)

Anne ve  babamıza karşı gelmemeliyiz. Onlara karşı saygıda ve sevgide kusur etmemeliyiz.

 Peygamberimiz şöyle buyurmaktadır:

 Büyük günahların en büyüğünü size bildireyim mi? Deyince;

Sahabe:Evet ya Rasulullah! Dediler.

 Peygamberimiz de:”Allah’a şirk koşmak,anne ve babaya karşı gelmek” buyurdu. (Tirmizi birr ve sıla,4.)

Bir adam Peygamberimize gelerek ey Allah’ın elçisi insanlar içinde en güzel şekilde davranmam gereken kimdir ? deyince Peygamberimiz de Annendir “ diye cevap verir. Adam sonra kimdir? diye ikinci ve üçüncü defa sorunca da Hz. Peygamber (s.a.v), “Annendir” buyurdu. Adam sonra kimdir? Deyince Peygamberimiz, “Sonra babandır.” diye cevap verdi.(Buhari,edeb,4)

Bir gün değil her gün  anneler günüdür.

Her daim, Anne ve babamızı baş tacı edelim...

Bütün Annelerin Günü Kutlu Olsun. 

Onlar Her Daim Mutlu ve Huzurlu Olsun.

                          💙💗💜

8 Mayıs 2026 Cuma

HAFTANIN HADİSİ

Diyanet İşleri Başkanlığının 08.05.2026 Tarihli Cuma Hutbesi:İBADETLER, BİZİ RABBİMİZE YAKINLAŞTIRIR

            İBADETLER, BİZİ RABBİMİZE YAKINLAŞTIRIR




Muhterem Müslümanlar!

İbadetlerimiz, bizi; Rabbimize yakınlaştıran, O’nun rızasına ulaştıran ve güzel ahlakla donatan kulluk vazifemizdir.

“De ki: Benim namazım, ibadetlerim, hayatım ve ölümüm ancak âlemlerin Rabbi olan Allah içindir”[1] ayet-i kerimesi bunun en açık ifadesidir.

Namazımız, bizi günahlardan ve kötülüklerden alıkoyar. Kalbimize ferahlık, ruhumuza huzur verir. Zekâtımız ve sadakamız, malımıza ve ömrümüze bereket katar. Yardımlaşma ve dayanışma bilincinin bütün topluma yayılmasına vesile olur. Orucumuz; gönlümüzü, dünyevi hırs ve tutkuların esaretinden kurtarır. Ahlakımızı olgunlaştırır, bize şahsiyet kazandırır.

Aziz Müminler!

Haccımız ve umremiz, Allah’a teslimiyetimizin nişanesi olan ibadetlerimizdendir. 

Kur’an-ı Kerim’de, 

“Haccı ve umreyi Allah için eksiksiz yerine getirin”[2] buyrulmaktadır. Hacı adaylarımızı kutsal beldelere yolcu ettiğimiz şu günlerde bizler biliyoruz ki, haccımız ve umremiz; dili, ırkı ve mezhebi farklı olan Müslümanları bir araya getiren, onlara kulluk bilinci ve ümmet şuuru kazandıran kardeşlik buluşmasıdır. Müminin, Allah’ın sonsuz rahmet ve merhametine sığındığı, samimi tövbeler ve gözyaşlarıyla günahlarının bağışlanmasını umduğu kutlu bir yolculuktur. İnananlara, geçmişin muhasebesini yaparak geleceklerini inşa etme fırsatı sunan yenilenme ve diriliş zamanıdır.

Kıymetli Müslümanlar!

Yüce Rabbimize olan kurbiyyetimizi artıran bir diğer ibadet ise kurbandır. Yine bugünlerde hazırlığına başladığımız kurban ibadetimiz, malımızı ve canımızı Cenâb-ı Hakk’ın yolunda feda edebileceğimizin bir göstergesidir.

“Kurbanların etleri ve kanları asla Allah’a ulaşmaz. O’na ulaşacak olan ancak sizin takvanızdır”[3] ayet-i kerimesinde buyrulduğu üzere, kurbandan maksat, Allah’ın emrine boyun eğmektir. O’na olan sadakati izhar etmektir. Kurbandan maksat; bencillik, cimrilik ve tamahkârlık gibi kötü huylardan arınmaktır. Ve kurbandan maksat; gönüllerimizi birbirine açmaktır, birlik ve beraberliğimizi pekiştirmektir. Böylelikle iyiliği yeryüzüne hâkim kılmanın gayretinde olmaktır.

Değerli Müminler!

Kurban, bir iyilik hareketidir. Milletimizi bir umut olarak gören insanlarla aramızda kurduğumuz gönül köprüsüdür. Kurban, yolumuzu hasretle bekleyen kardeşlerimizin hanelerine muhabbet taşımak, sofralarında bayram sevincini yaşatmaktır. Bu vesileyle; arzu eden kardeşlerimiz, vekâlet yoluyla kestirmek istedikleri kurbanlarını, Diyanet İşleri Başkanlığımız ve Türkiye Diyanet Vakfımıza emanet ederek bu iyilik hareketine destek verebilirler.

Yüce Rabbimizden; bizleri, sağlık ve afiyet içerisinde Kurban Bayramı’na ulaştırmasını niyaz ediyoruz. Hutbemizi, Peygamber Efendimiz (s.a.s)’in şu duasıyla bitiriyoruz:

“…Allah’ım! Bu kurban Sendendir ve Hz. Muhammed (s.a.s) ile ümmeti tarafından Senin rızan için sunulmuştur.”[4]  



[1] En’âm, 6/162.

[2] Bakara, 2/196.

[3] Hac, 22/37.

[4] İbn Mâce, Edâhî, 1.

Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü 

4 Mayıs 2026 Pazartesi

1 Mayıs 2026 Cuma

HAFTANIN HADİSİ

Diyanet İşleri Başkanlığının 01.05.2026 Tarihli Cuma Hutbesi:ALIN TERİ MUKADDESTİR

                                      ALIN TERİ MUKADDESTİR




Muhterem Müslümanlar!

İslam; kazanç ile infakı, zanaat ile ahlakı bir araya getiren hayat dinidir. Dinimiz, bütün insanlığı; iş hayatında hak ve hukuka riayet etmeye, helal-haram bilincini kuşanmaya davet etmektedir. Alın terini mukaddes saymakta, helal ve meşru yollardan rızık temin etmeyi ibadet olarak görmektedir. 

Peygamber Efendimiz (s.a.s), bir hadis-i şeriflerinde bizleri çalışmaya şöyle teşvik etmektedir: “Sizden birinizin, urganıyla sırtında bir bağ odun satması, böylece Allah’ın onun itibarını koruması, verip vermeyecekleri belli olmayan kimselerden bir şeyler istemesinden daha hayırlıdır.”[1]

Aziz Müminler!

Bugün, dini ve insani değerlerin çalışma hayatının dışına itilmeye çalışıldığına şahitlik ediyoruz. Üzülerek ifade edelim ki, biz Müslümanlar da bu yanlış gidişattan nasibimizi almaktayız. Oysaki iş ve ticaret hayatındaki faaliyetler ve elde edilen gelirler, Müslüman için bir amaç ya da bir hedef olmamalıdır. Bilakis, Allah’ın rızasına ulaşmada, iki cihan saadetini elde etmede bir araç olmalıdır. Bu nedenledir ki, biz Müslümanlar; ticaretimizde, alış-verişimizde, işçi ve işveren ilişkilerimizde iyiliği, adaleti ve merhameti esas alan, ahlaki ilkeleri usta-çırak eğitimi çerçevesinde nesilden nesile aktaran bir anlayışı benimsemek durumundayız.

Kıymetli İşçi ve İşveren Kardeşlerim!

İşyerini sadece bir geçim kapısı değil, karşılıklı güvenin hâkim olduğu birer ‘emniyet yurdu’ haline getirmek, herkesin ortak görevidir. 

Bununla birlikte işçi; Sevgili Peygamberimiz (s.a.s)’in, 

“Allah Teâlâ, işinizi en güzel şekilde yapmanızdan hoşnut olur”[2] nasihatine kulak vermeli; işini, sağlam ve kaliteli yapmalıdır. Yaptığı işin ve çalıştığı işyerinin kendisine bir emanet olduğu bilinciyle hareket etmeli; evine, alın teriyle elde ettiği helal lokmayı götürmenin gayretinde olmalıdır. İşveren ise; Allah Resûlü (s.a.s)’in, “Her kimin yanında kardeşi çalışırsa, ona yediğinden yedirsin, giydiğinden giydirsin. Onlara güçlerini aşan işler yüklemeyin”[3] emri gereğince, işçiye hakkını tam ve zamanında ödemeye çalışmalı, onun sosyal haklarını gözetmelidir. İşçinin güvenli ve sağlıklı bir ortamda çalışması için gerekli tüm tedbirleri almalıdır. Bu amaçla yapılacak her çalışmanın; sadece bir insanın değil, ailenin ve toplumun geleceğini korumak olduğunu unutmamalıdır.

Değerli Müminler!

İşveren ya da işçi olmanın, insani açıdan hiçbir üstünlüğü yoktur. Allah katında insanların en faziletlisi; imanla nasiplenen, ibadet ve güzel ahlakla hayatını süsleyen, takva elbisesine bürünendir. İnsanların en faziletlisi; hakkaniyeti, dürüstlüğü, yardımlaşma ve dayanışmayı bütün menfaatlerin üstünde görendir.

Hutbemizi, Yüce Rabbimizin şu ayet-i kerimesi ile bitiriyoruz: “Allah’ın sana verdiği şeylerle ahiret yurdunu ara. Dünyadan da nasibini unutma. Allah’ın sana iyilik yaptığı gibi sen de iyilik yap...”[4]



[1] Buhârî, Zekât, 50.

[2] Beyhakî, Şüabü’l-îmân, 4/334.

[3] Buhârî, Îmân, 22.

[4] Kasas, 28/77.

Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü 

24 Nisan 2026 Cuma

HAFTANIN HADİSİ

Diyanet İşleri Başkanlığının 24.04.2026 Tarihli Cuma Hutbesi:MERHAMET EĞİTİMİ

                                                    MERHAMET EĞİTİMİ


Muhterem Müslümanlar!

Yüce dinimiz İslam’ın üzerinde hassasiyetle durduğu hususlardan biri de eğitimdir. Medeniyetimizde eğitim; ilimle hikmetin, bilgiyle ahlakın bir arada bulunduğu hakikat arayışı olarak görülür. İnsanı, Allah’a yaklaştıran; sevgi, saygı ve şefkat gibi faziletlerle buluşturan eğitim anlayışı benimsenir. Dünyalık başarının yanında, kişinin; Rabbine, ailesine ve çevresine karşı sorumluluklarını yerine getirdiği eğitim bilincinin oluşması hedeflenir. 

Peygamber Efendimiz (s.a.s)’in, 

“Allah’ım! Öğrettiklerinle beni faydalandır. Fayda verecek ilmi bana öğret ve ilmimi artır”[1] duası bu duruma en güzel örnektir.

Aziz Müminler!

Eğitim, ömür boyu devam eden bir süreçtir. Çünkü insan; eğitimle şekillenir. Eşyanın hikmetini ve yaratılışın gayesini eğitimle kavrayabilir. İyiyi kötüden, doğruyu yanlıştan eğitimle ayırabilir. Dinin, canın, malın, neslin ve aklın korunduğu erdemli bir toplum eğitimle inşa edilebilir. Adalet ve merhametin hâkim olduğu bir medeniyet ancak eğitimle kurulabilir.

Kıymetli Müslümanlar!

Bugün, bütün dünya, insanı insan yapan değerlerin zaafa uğradığı bir dönemden geçmektedir. Bundan kurtuluş, insanın; özüne dönmesi, vahyin yol göstericiliği, Peygamber Efendimiz (s.a.s)’in güzel ahlakını örnek almasıyla mümkündür. Toplum olarak bizler de milli ve manevi değerlerimizle hemhal olmuş bir eğitim anlayışıyla, sıkıntılarımıza çare bulabilir, birbirimize umut olabilir, geleceğe daha güvenle bakabiliriz.

Zira bizler; Cenâb-ı Hakk’ın, 

“Rabbinin yoluna hikmetle ve güzel öğütle davet et”[2] ayet-i kerimesini kendisine şiar edinen bir medeniyetin mensuplarıyız. Muallim olarak gönderilen,[3] sünnet-i seniyyesi ve merhamet eğitimiyle sadece içinde yaşadığı topluma değil bütün insanlığa rehberlik eden Hz. Muhammed Mustafa (s.a.s)’in ümmetiyiz. “İnsanların en hayırlısı insanlara faydalı olandır”[4] hadis-i şerifi gereğince iyiliğin yeryüzündeki temsilcileri olma sorumluluğunu omuzlarında taşıyan şanlı bir ecdadın torunlarıyız.

Değerli Müslümanlar!

Bugün her birimize düşen görev; bizi biz yapan, bizi ayakta tutan değerlerimize sımsıkı sarılmaktır. Çocuklarımızı ve gençlerimizi her türlü batıl ideolojiden, sapkın akımdan, zararlı alışkanlıktan korumaya var gücümüzle gayret göstermektir. Onların zihinlerine ilmi, kalplerine imanı, hayatlarına ibadet ve ahlakı nakşetmeye daha fazla ehemmiyet vermektir.

Hutbemizi Sevgili Peygamberimiz (s.a.s)’in şu duası ile bitiriyoruz: “Allah’ım! Huşû duymayan kalpten, doymayan nefisten, fayda vermeyen ilimden ve kabul olunmayan duadan sana sığınırım.”[5]



[1] Tirmizî, Deavât 128.

[2] Nahl, 16/125.

[3] Dârimî, Mukaddime, 32.

[4] Kudâî, Müsnedü’ş-şihâb, I, 365.

[5] Nesâî, İstiâze, 13.

Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü