Efkan Vural'ın Yazıları
6 Temmuz 2026 Pazartesi
4 Temmuz 2026 Cumartesi
Diyanet İşleri Başkanlığının 03.07.2026 Tarihli Cuma Hutbesi:YAZ KUR'AN KURSLARI
YAZ KUR’AN KURSLARI
Muhterem Müslümanlar!
Geçtiğimiz hafta itibarıyla çocuklarımız bir eğitim öğretim yılını daha tamamlayıp yaz dönemine girdiler. Evlatlarımızın iyi bir eğitim almaları toplumumuz ve geleceğimiz için önem arz etmektedir. Ancak bilmeliyiz ki; beden ve ruhun, dünya ve ahiretin birlikte imar ve ihya edilmesi gerekmektedir. Zira insanı gerçek anlamda değerli kılan; bilgisiyle birlikte imanını, başarısıyla birlikte ahlakını koruyabilmesidir.
Resûl-i Ekrem (s.a.s),
“Hiçbir anne baba, çocuğuna güzel terbiyeden daha kıymetli bir bağışta
bulunmamıştır”[1]
nasihatiyle bu hususa dikkatlerimizi
çekmektedir.
Kıymetli Anne Babalar!
Modern çağın getirdiği tüketim kültürü, dijital mecraların bilinçsiz kullanımı, zaman zaman kutsallarımızın mizah adı altında alaya alınması, çocuklarımızı günden güne değerlerimizden uzaklaştırmaktadır. Tertemiz dimağlar; batıl inançlar, sapkın akımlar, bağımlılık ve akran zorbalığının girdabında kaybolma riskiyle karşı karşıyadır. Etrafımızı çepeçevre saran bu tehditler karşısında çaresiz değiliz. Çare; akıllara ve kalplere hitap eden ilim ve hikmeti, en güzel şekilde çocuklarımızla buluşturmaktır.
Yüce Rabbimizin,
“Ey iman edenler! Kendinizi
ve ailenizi yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyun”[2]
emri gereğince, evlatlarımıza
helal haram hassasiyeti kazandırmaktır. Milli ve manevi değerlerimizi
özümsemelerine katkı sunmaktır.
Değerli Müminler!
Çocuklarımızın;
Yüce Kitabımız Kur’an’ı, Sevgili Peygamberimiz (s.a.s)’in örnek hayatını, iman
ve ibadet esaslarını, dinî ve ahlaki değerlerimizi, örf ve adetlerimizi
öğrenebilecekleri yaz Kur’an kurslarımız önümüzdeki pazartesi günü başlıyor. Bizler istiyoruz ki; yaz Kur’an
kurslarında çocuklarımız; paylaşmayı, kardeşliği, yardımlaşmayı ve sevgiyi
yaşayarak öğrensinler. Birlikte namaz kılmanın huzurunu, dua etmenin
güzelliğini ve cami adabının inceliklerini idrak etsinler. Vatanımızın dirliği ve milletimizin huzuru için
Kur’an’ın nuruyla aydınlansınlar. Peygamber Efendimiz (s.a.s)’in güzel
ahlakıyla erken yaşta tanışsınlar. Gençlerimiz; zihinlerindeki sorulara,
kalplerindeki arayışlara din görevlilerimizin rehberliğinde cevaplar bulsunlar.
Bir ömür boyu iyiliklere omuz omuza yürüyecekleri arkadaşlıklar kursunlar.
Aziz Müslümanlar!
Unutmayalım ki, çocuklarımızın gönlüne küçük yaşlarda
ekilen Allah sevgisi, ömür boyu meyve verecek en kıymetli tohumdur. Bu vesileyle “Yaz Kur’an Kursunda
Buluşuyoruz” çağrısıyla tüm çocuklarımızı ve gençlerimizi, camilerimize ve Kur’an
kurslarımıza davet ediyoruz. Aynı zamanda anne babalardan, çocuklarının;
dinimiz, kültürümüz ve camilerimizle olan bağlarını koruma noktasında daha
fazla hassasiyet göstermelerini bekliyoruz.
Hutbemizi,
Allah Resûlü (s.a.s)’in şu müjdesiyle bitiriyoruz:
“Kim
Kur’an-ı Kerim’i okur ve onunla amel ederse, kıyamet günü ebeveynine bir taç
giydirilir. Bu tacın ışığı, güneşin dünyadaki bir eve konulduğunda onun
vereceği ışıktan daha güzeldir…”[3]
1 Temmuz 2026 Çarşamba
27 Haziran 2026 Cumartesi
Diyanet İşleri Başkanlığının 26.06.2026 Tarihli Cuma Hutbesi:AİLE OLMAK
AİLE OLMAK
Muhterem Müslümanlar!
“Kendileri ile huzur
bulasınız diye sizin için eşler yaratması, aranızda sevgi ve merhamet var
etmesi Allah’ın varlığının ve kudretinin delillerindendir. Şüphesiz bunda düşünen bir toplum için
ibretler vardır”[i] ayet-i kerimesinde ifade edildiği üzere, ilahi
rahmetin yeryüzündeki tecellilerinden biri de ailedir.
Aziz Müminler!
Aile,
İslam’ın ilkelerini belirlediği nikâh akdiyle kurulan huzur ve muhabbet yuvasıdır. Sıkıntıların birlikte omuzlandığı;
kederlerin paylaşıldığı, sevinçlerin çoğaltıldığı huzur ocağıdır. Aile;
bizleri, günahlardan uzak tutan güvenli bir sığınaktır. Millî
ve manevi değerlerimizi kuşaktan kuşağa aktarmamıza vesile olan bir
müessesedir.
Değerli Müslümanlar!
Aile olmak, sadece aynı mekânı
paylaşmak değildir. Aile olmak, dünyayı da ahireti de cennete çevirmek için el
ele verebilmektir. İyi günde olduğu gibi kötü günde de birlik ve beraberliği
güçlü kılabilmektir. Aile olmak, Sevgili Peygamberimiz (s.a.s)’in örnekliğini
hayatımıza yansıtabilmektir. Onun gibi, elinden ve dilinden emin olunan güvenilir
bir eş olabilmektir. Kızını ayakta karşılayıp yerini ona ikram eden vefakâr bir
baba olabilmektir. Namazdayken omuzlarına çıkan torunlarının oyunlarını
bozmamak için secdesini uzatan müşfik bir dede olabilmektir. Yetim ve öksüzlere
hamilik yapan, kimsesiz çocuklara aile sıcaklığını hissettiren merhametli bir
insan olabilmektir.
Kıymetli
Müminler!
Her geçen gün, aile
değerlerimiz örselenmekte; evlilikler, külfetli hale getirilmekte; bekârlık ve
evlilik dışı hayat teşvik edilmektedir. İnancımızda rızkın Allah’a ait olduğu[ii] vurgulanmasına
rağmen, ‘çocuk sahibi olmanın hayatı zorlaştırdığı’ söylemleri günden güne artmaktadır.
Hâlbuki devletlerin geleceği; ailenin kurulmasına, korunmasına ve güçlendirilmesine
bağlıdır. Milletlerin en büyük sermayesi, milli ve manevi değerleriyle yetişen
nesillerdir. Bu sebeple, göz aydınlığı evlatlarımızın evliliklerine yardımcı
olmak, sadece anne ve babaların değil bütün toplumun ortak sorumluluğudur. Diyanet
İşleri Başkanlığımız da bu sorumluluğun bir gereği olarak müftülüklerimiz
marifetiyle nikâh merasimleri icra etmektedir.
Aziz Müslümanlar!
Peygamber Efendimiz (s.a.s)’in,
“Nikâhın en
hayırlısı, en kolay olanıdır”[iii] tavsiyesini
kendimize düstur edinelim. Gösteriş ve
israfa dayalı nişan, nikâh ve düğün merasimleriyle gençlerimizin ve
ailelerimizin omuzlarına ağır yükler yüklemeyelim. Hanelerimizi huzur ve güvenin
kaynağı haline getirelim. Rabbimizin lütfu olan çocuklarımızı bereket vesilesi
olarak görelim.
Hutbemizi, Allah Resûlü (s.a.s)’in şu hadis-i şerifleriyle bitiriyoruz:
24 Haziran 2026 Çarşamba
21 Haziran 2026 Pazar
20 Haziran 2026 Cumartesi
Diyanet İşleri Başkanlığının 19.06.2026 Tarihli Cuma Hutbesi:BİRLİKTE RAHMET VARDIR
BİRLİKTE RAHMET VARDIR
Muhterem
Müslümanlar!
Yüce Rabbimizin saygı duyulmasını emrettiği dört aydan[1] biri olan, Peygamber Efendimiz (s.a.s)’in,
“Hürmete layık”[2] olarak zikrettiği Muharrem ayının manevi iklimi içerisindeyiz.
Resûl-i Ekrem (s.a.s),
“Ramazan’dan sonra tutulan en faziletli
oruç, Allah’ın ayı olan Muharrem ayında tutulan oruçtur”[3] buyurarak, bu
mübarek ayın; ibadet ve taatle, hamd ve şükürle, tövbe ve istiğfarla
değerlendirilmesi gerektiğini hatırlatmıştır.
Aziz Müminler!
Önümüzdeki perşembe Âşûrâ
gününü idrak edeceğiz. Birçok peygamberin hayatında önemli gelişmelere sahne
olan Âşûrâ günü; ne hazindir ki, Sevgili Peygamberimiz (s.a.s)’in, “Cennet
gençlerinin efendisi”[4]
diyerek
övdüğü, torunu Hz. Hüseyin Efendimiz ile çoğu Ehl-i Beyt’e mensup yetmişi aşkın
Müslümanın Kerbelâ’da acımasızca şehit edildiği gündür.
Kıymetli
Müslümanlar!
Kerbelâ, müminlere; birlik
ve beraberlik içinde hareket etmeyi, ayrılık ve gayrılığa düşmemeyi hatırlatır.
Hak ve hakikati ayakta tutmayı, adaletten ve iyilikten ayrılmamayı anlatır.
Kerbelâ, aramıza fitne ve fesat tohumu ekmek, kardeşi kardeşe kırdırmak isteyenlere
karşı feraset ve basiretle davranmamızı tavsiye eder. Sevgili Peygamberimiz
(s.a.s)’in, “Birlikte rahmet, ayrılıkta azap vardır”[5]
uyarısına kulak vermemizi; sevinci ve nimeti
paylaştığımız gibi hüznü ve meşakkati de paylaşmamızı telkin eder.
Değerli
Müminler!
Bugün, inananları; acı ve gözyaşına mahkûm etmek, İslam beldelerinin yer altı ve yer üstü zenginliklerini sömürmek isteyen zalimler, başta Gazze ve Filistin olmak üzere birçok farklı coğrafyada yeni Kerbelâlar yaşanması için her türlü yolu denemektedir. Ümmet-i Muhammed olarak bizler de bir daha aynı hüznü yaşamak ve şer odaklarını sevindirmek istemiyorsak, aramızdaki ihtilafları derinleştirmek yerine ortak paydada buluşmanın yollarını aramalıyız. Zira Rabbimiz bir, Peygamberimiz bir, Kitabımız bir, Kıblemiz birdir.
Cenâb-ı Hakk’ın,
“Kendilerine apaçık
deliller geldikten sonra parçalanıp ayrılığa düşenler gibi olmayın”[6] emri gereğince birbirimize kenetlenmeli; İslam
kardeşliğine zarar verecek her türlü söz, tutum ve davranıştan kaçınmalıyız.
Bu
vesileyle, başta Hz. Hüseyin ve Ehl-i Beyt-i Mustafa olmak üzere; din, vatan ve
mukaddesat uğruna canlarını feda eden bütün şehitlerimizi rahmetle yâd ediyoruz.
Hutbemizi, Allah Resûlü
(s.a.s)’in şu uyarısı ile bitiriyoruz:
“Birbirinize
nefret ve düşmanlık beslemeyin. Birbirinize haset etmeyin. Birbirinize sırt
çevirmeyin. Ey Allah’ın kulları! Kardeş olun…”[7]
14 Haziran 2026 Pazar
12 Haziran 2026 Cuma
Diyanet İşleri Başkanlığının 12.06.2026 Tarihli Cuma Hutbesi:HİCRİ YENİ YILA GİRERKEN
HİCRİ YENİ YILA GİRERKEN
Muhterem Müslümanlar!
İslam’ın
ilk yıllarında müminler, Mekkeli müşriklerin günden güne artan eza ve cefasına,
işkence ve boykotuna maruz kalmışlardır. Müslümanlar, yaşadıkları bütün
zorluklara rağmen imanlarından asla taviz vermemişlerdir. Nihayet Peygamber
Efendimiz (s.a.s) ve ashâb-ı güzîn, Cenâb-ı Hakk’ın emriyle, Mekke’den
Medine’ye hicret etmişlerdir. İşte bu yıl, daha sonra hicri takvimin başlangıcı
olarak kabul edilmiştir.
Aziz Müminler!
Hicret, yalnızca bir yerden başka bir yere göç etmek değildir. Hicret, Allah ve Resûlünün rızasını her şeyden üstün tutma idealidir. Hakka yönelmenin ve hakikate sımsıkı bağlanmanın gayretidir. Nefsin gayr-ı meşru istek ve arzularından, şeytanın bitmek bilmeyen vesveselerinden uzaklaşıp salih ameller ve güzel ahlakla dolu bir ömür geçirme azmidir. Hicret, hata ve günahlardan tövbe edip Yüce Rabbimizin engin rahmet ve mağfiretine sığınma çabasıdır. Haramlardan helallere, kötülüklerden iyiliklere doğru adım atma kararlılığıdır.
Peygamber Efendimiz (s.a.s),
“Müslüman, elinden
ve dilinden diğer Müslümanların zarar görmediği kişidir. Muhacir ise, Allah’ın
yasaklarını terk eden kimsedir”[1] buyurarak bu hususa
dikkatlerimizi çekmektedir.
Kıymetli Müslümanlar!
Her birimizin, gerçekleştireceği bir hicreti mutlaka vardır. Yeter
ki, hatalarımızı
fark edip yanlışlarımızla yüzleşelim. Kendimizle barışık olalım. Fıtratımızın
sesine kulak verelim. Yaratılış gayemizi hatırımızdan çıkarmayalım.
Değerli Kardeşlerim!
Müslümanın hicreti; kibirden tevazua, öfkeden
merhamete, bencillikten diğerkâmlığa, zulümden adalete, karamsarlıktan umuda
doğru yol almasıdır.
Müslümanın
hicreti; yalan, iftira, fitne ve gıybet gibi dilin afetlerinden uzaklaşıp;
doğruluğu, kardeşliği ve muhabbeti kuşanmasıdır.
Müslümanın
hicreti; nefsini ve neslini, sapkın fikirlerden, bâtıl ideolojilerden ve yanlış
yönelişlerden koruması; dinine, değerlerine, kültürüne ve örfüne uygun bir ömür
sürmesidir.
Müslümanın hicreti; alkol, zina, faiz, rüşvet, stokçuluk ve
karaborsacılık gibi huzur ve güveni zedeleyen haramlara tevessül etmemesi, helallerle
yetinmesidir.
Müslümanın
hicreti; kul ve kamu hakkını ihlal edecek her türlü günahtan uzak durması;
sözüne, davranışlarına ve işine dikkat etmesidir.
Aziz Müslümanlar!
Müslümanlara
düşen; hicri yeni yılda, hicretin anlam ve önemini yeniden kavramaları, içinde
bulundukları dönemi doğru okumaları, hayatlarının muhasebesini yaparak geleceğe
yön vermeleri olmalıdır. İslam kardeşliğini esas almaları, birbirlerine
kenetlenmeleri, maddi ve manevi imkânlarını birbirleriyle paylaşmaları
olmalıdır.
Bu
vesileyle, önümüzdeki salı günü idrak edeceğimiz hicri yeni yılımızın;
mazlumların yüzlerinin gülmesine, insanlığın huzura ermesine, birlik,
beraberlik ve kardeşliğimizin pekişmesine vesile olmasını Yüce Rabbimizden
niyaz ediyoruz.
Hutbemizi, şu ayet-i
kerimenin mealiyle bitiriyoruz: “İman edip hicret edenler, Allah yolunda
mallarıyla ve canlarıyla cihad edenler, muhacirleri barındırıp yardım edenler
var ya, işte onlar birbirlerinin dostlarıdır…”[2]
9 Haziran 2026 Salı
8 Haziran 2026 Pazartesi
5 Haziran 2026 Cuma
Diyanet İşleri Başkanlığının 05.06.2026 Tarihli Cuma Hutbesi:DUYARLILIK
DUYARLILIK
Muhterem Müslümanlar!
Mutlu
bir insan, huzurlu bir toplum için gerekli olan erdemlerden biri de
duyarlılıktır. Duyarlılık, kendimiz
için istediğimiz iyilikleri başkaları için de istemektir. Sorumluluklarımızı
fark edip onları yerine getirmenin gayretinde olmaktır. Duyarlılık, insanların
can ve malını, kendi can ve malımız gibi kıymetli; insanların izzet ve şerefini,
kendi izzet ve şerefimiz gibi mukaddes bilmektir.
Aziz Müminler!
Ailemize, toplumumuza ve bütün insanlara karşı duyarlı olmak, Müslüman olmamızın bir gereğidir.
Yüce Rabbimiz,
“Ey iman
edenler! Sorumluluklarınıza dikkat edin. Siz doğru gittiğiniz takdirde yanlış
yola sapanlar size zarar veremez”[1] buyurmaktadır. Evet, nemelazımcı
ve vurdumduymaz olmak Müslümana yakışmaz. O, sorumluluklarını bihakkın yerine
getirmenin gayretinde olandır. Duyarlı bir Müslüman; anne babasına, eşine ve
çocuklarına saygı gösteren, onlara hoşgörüyle muamele edendir. Toplumsal barışı
sağlamak için kardeşlik ahlakını hayatının her alanına aktarandır. Dünyanın
neresinde olursa olsun her bir mazlumun acısını, her bir mağdurun sızısını yüreğinde
hisseden ve üzerine düşen vazifelerini yerine getirendir.
Değerli Kardeşlerim!
Müslümandan beklenen, kendisine emanet edilen dünyaya karşı da
duyarlı olmasıdır. Nasıl ki evini, işyerini ve ibadethanesini temiz tutuyor ise
tüm çevresini de aynı titizlikle temiz tutmasıdır. Müslümandan beklenen; ormanına, toprağına ve suyuna hassasiyet
göstermesidir. Yarın, ‘Ciğerlerimiz yanıyor!’ haberleriyle uyanmamak; ‘Barajlarımız
kurudu, suyumuz kalmadı!’ endişesiyle yaşamamak için bugünden gerekli tedbirleri
almasıdır.
Kıymetli Müminler!
Bütün hayatı ve ibadetleri vakit ile tanzim edilmiş Müslümandan beklenen; zamana karşı da duyarlılık göstermesi, onu boşa harcamamasıdır.
Zira çalışmak, Müslümanın şiarıdır. Onun dinlenmesi, bir işi bitirip diğerine başladığındadır.
“Mümin, bal arısına benzer. Bal
arısı gibi hep güzel, temiz, helal şeyler yer. Hep güzel şeyler üretir, hep
iyiliklerin peşinden koşar. Hiçbir şeyi ne döker, ne kırar, ne de ifsat eder”[2] hadis-i şerifi, bu
konuyu bizlere veciz bir şekilde özetlemektedir.
Aziz Müslümanlar!
Unutmayalım ki, kendimiz ve
çocuklarımız için yaşanabilir bir dünya inşa etmenin yolu; çevremize, vaktimize
ve bütün insanlara karşı duyarlı olmaktan geçmektedir.
Hutbemizi,
Peygamber Efendimiz (s.a.s)’in şu hadis-i şerifleriyle bitiriyoruz:
“Nerede olursan ol, Allah’a karşı
sorumluluğunun bilincinde ol! Bilerek veya bilmeyerek kötü bir fiil işlersen
peşinden iyi bir şey yap ki onu yok etsin. Bir de insanlara güzel ahlâkla
davran!”[3]
1 Haziran 2026 Pazartesi
29 Mayıs 2026 Cuma
Diyanet İşleri Başkanlığının 29.05.2026 Tarihli Cuma Hutbesi:FETİH RUHU VE VAKIF MEDENİYETİ
FETİH RUHU VE VAKIF MEDENİYETİ
Muhterem Müslümanlar!
Aziz milletimiz, yüce dinimiz İslam
ile müşerref olduktan sonra hak ve hakikati hâkim kılmak için mücadele etmiştir.
Bu mukaddes amaç uğruna yılmadan ve usanmadan seferden sefere, zaferden zafere
koşmuştur. Allah’ın inayetiyle nice gönülleri fethetmiş, nice beldelere barış
ve huzur götürmüştür. Bunun için, gemileri dahi karadan yürütmüş ve sonunda Allah
Resûlü (s.a.s)’in müjdesine[1] nail olup İstanbul’u fethetmiştir.
Aziz
Müminler!
Dinimizin bizlere verdiği fetih ruhu, kuru bir cihangirlik davası değildir. Bu ruh; Kur’an-ı Kerim’in rahmet ve esenlik mesajlarını, Peygamber Efendimiz (s.a.s)’in güzel ahlakını bütün insanlığa ulaştırma çabasıdır.
Bu ruh; Cenâb-ı Hakk’ın,
“İçinizden hayra çağıran, iyiliği emredip kötülüğü meneden
bir topluluk bulunsun. İşte onlar, kurtuluşa erenlerdir”[2] davetine icabet
ederek, adalet ve iyiliğin dünyadaki yaşayan temsilcileri olma gayretidir. İlim
ve hikmetle yükselen bir medeniyet oluşturma azmidir.
Kıymetli
Müslümanlar!
Şanlı ecdadımız, fetih ruhunun hayata aktarılması ve kalıcı olması için gittiği her yerde vakıflar kurmuş; insanlığı, İslam’ın mesajlarıyla buluşturmak için gayret göstermiştir.
Sevgili Peygamberimiz (s.a.s)’in,
“İnsanların en hayırlısı,
insanlara faydalı olandır”[3] hadis-i şerifi gereğince;
camiler, medreseler, hastaneler, kütüphaneler, aşevleri, köprüler ve çeşmeler
inşa ederek iyiliği kurumsal hale getirmiştir. Dinine, diline ve rengine
bakmadan; kimsesizlerin kimsesi, yetim ve öksüzlerin hamisi, yolda kalmışların
sığınağı, mazlumların umudu, ilim tahsil edenlerin destekçisi olmuştur. Bütün
dünyaya, merhametin ve güzel ahlakın en güzel örneklerini sunmuş, insanların
hafızalarında silinmez izler bırakmıştır.
Değerli Müminler!
Vakıflar, vakfedenlerin topluma bıraktığı
emanetleridir. Bu hususta bize düşen; vakıf
medeniyetimizi ihya etmektir. Ecdadımızın bizlere bıraktığı muhteşem vakıf eserlerini
korumak ve nesillerimize yeni vakıf mirasları
bırakmaktır.
Bu vesileyle, cennet vatanımızı bizlere emanet eden şanlı ecdadımıza,
şehitlerimize ve ahirete irtihal eden gazilerimize Yüce
Rabbimizden rahmet diliyoruz. Cenâb-ı Hak, vakıflara öncülük edenlerden, destek
verenlerden ve geleceğe aktarılması için çalışanlardan razı olsun.
Hutbemizi, Peygamber Efendimiz (s.a.s)’in
hadis-i şerifleriyle bitiriyoruz: “Kim,
güzel bir işe öncülük ederse hem kendi yaptığının sevabını hem de kendisinden
sonra o işi yapanların sevaplarını alır. Üstelik onların sevaplarından da bir
şey eksilmez...”[4]