Efkan Vural'ın Yazıları
28 Ağustos 2026 Cuma
Diyanet İşleri Başkanlığının 28.08.2026 Tarihli Cuma Hutbesi:VATAN SEVGİSİ
VATAN
SEVGİSİ
Muhterem Müslümanlar!
Millet olarak, Malazgirt Zaferi’nin 955, Büyük Taarruz’un 104’üncü
yıl dönümünü idrak ediyoruz. Malazgirt’ten Büyük
Taarruz’a uzanan şanlı tarihimiz, yüce milletimizin vatanına, istiklal ve
istikbaline olan bağlılığının en büyük nişanelerindendir. Aziz vatanımız; Malazgirt Destanıyla
bizlere yurt olmuş, İstanbul’un fethiyle Anadolu’daki hâkimiyetimiz perçinlenmiş,
Büyük Taarruz’la da düşmanlara geçit verilmeyeceği tüm dünyaya ilan edilmiştir.
Kıymetli Kardeşlerim!
Bir
insan için, en kıymetli varlıklardan biri de üzerinde özgürce yaşadığı vatan
toprağıdır. Vatanı korumak öyle kutsaldır ki onun uğruna canını verenler,
şehadetle ödüllendirilmiştir. Çünkü vatanımız varsa devletimiz vardır,
kimliğimiz vardır, onurumuz vardır. Vatanımız varsa yuvamız vardır, işimiz
vardır, aşımız vardır. Vatanımız varsa huzurumuz vardır, güvenliğimiz vardır, geleceğimiz
vardır.
Değerli Müslümanlar!
Vatan sevgisi medeniyetimizde imandan bir parça olarak
görülmüştür. Vatan sevgisinden maksat ise;
istiklalimizin
sembolü bayrağımıza, kardeşliğimizin nişanesi ezanlarımıza, bizi millet kılan mukaddes
değerlerimize sahip çıkmaktır. Vatanı sevmek; yeri geldiğinde “Ellerinizle, dillerinizle
ve mallarınızla cihad edin”[1]
nebevi emrine gönülden bağlanmaktır. Vatanı sevmek, işimizi en doğru ve en güzel
şekilde yapmak; dürüstlüğün ve adaletin hâkim olduğu bir toplum inşa etmektir.
Kıymetli Müminler!
Tarih boyunca gittiği her yere huzur ve
barışı götürmüş bir milletin evlatları olarak, bizler biliyoruz ki; düşmanlarımız,
vatanımıza göz dikmekten geri durmamışlardır. Zaman değişse, zulüm farklı
kisvelere bürünse, fitne başka adlarla anılsa da, hak ile batılın mücadelesi son bulmamıştır. Ancak bizler inanıyoruz ki, “Gevşeklik
göstermeyin, üzülmeyin; eğer inanmışsanız şüphesiz en üstün olan sizsiniz”[2]
buyruğuna sarılırsak; vatanımıza, milletimize ve dirliğimize yönelik
oyunlara karşı uyanık olursak, Allah tuzak kuranların tuzaklarını başlarına
geçirecek,[3]
Hak galip gelecek, batıl yok olacaktır.[4]
Aziz Müslümanlar!
Yüce Rabbimizden niyazımız; milletimizin
birlik ve beraberliğini daim, devletimizi kaim, ülkemizi ilelebet huzur ve
esenlik yurdu kılmasıdır. Cenabı-ı Hak, bu toprakları bize vatan kılan aziz
şehitlerimize ve ahirete göç eden kahraman gazilerimize rahmet eylesin.
Hutbemizi, Âl-i İmrân suresinde yer alan bir
ayet-i kerimenin mealiyle bitiriyoruz: “Ey iman edenler! Sabredin; düşman
karşısında sebat gösterin; cihad için hazırlıklı ve uyanık olun ve Allah’tan korkun
ki başarıya erişebilesiniz.”[5]
26 Ağustos 2026 Çarşamba
21 Ağustos 2026 Cuma
17 Ağustos 2026 Pazartesi
14 Ağustos 2026 Cuma
Diyanet İşleri Başkanlığının 14.08.2026 Tarihli Cuma Hutbesi:HER YETİM BİR EMANET
HER YETİM BİR EMANET
Muhterem Müslümanlar!
Bir
şehadet haberiyle kor düşmüştü Medine’ye. Allah Resûlü (s.a.s)’in, ‘Kardeşim!’
dediği amcasının oğlu Ca‘fer-i Tayyâr (r.a) şehit olmuş, ardında üç yetim
bırakmıştı. Rahmet Elçisi (s.a.s), mateme bürünmüş yetimlerin evine vardı.
Onları yanına çağırdı, bağrına bastı, onların ihtiyaçlarını giderdi.[1] Ve bir defasında Rahmet Elçisi
(s.a.s), şehadet ile orta parmağını birleştirerek, “Yetime kol kanat geren kimse ile ben, cennette böyle yan yana olacağız”[2] buyurdu.
Aziz Müminler!
Gönül coğrafyamızın bir yanı ateşler
içindeyken, öbür yanında bizler, zulmün devam ettiğini unutabiliyoruz. Ekranlar
haber yapmayı kestiğinde zulmün de sona erdiği düşüncesine kapılabiliyoruz.
Bizler; günlük
telaşlarımızın ve dünya meşguliyetlerimizin arkasından koşarken, Gazze’de ve farklı coğrafyalarda
insanlar varoluş mücadelesi vermeye devam ediyor. Yine her gün yüzlerce çocuk,
zalimlerin bombaları altında ya can veriyor, ya da yetim ve öksüz kalıyor.
Kıymetli Müslümanlar!
İnsanlığın kaybettiği merhametin acı bir itirafını,
savaşın ortasında minik bir yüreğin ‘Bizim buralarda çocuklar büyümez!’ sözünde
görüyoruz. Oysaki çocukların büyüyemediği; oyun alanlarının kabirleri haline
geldiği bir dünyada,
insanlığın huzurlu olamayacağı açıktır. Yetim ve öksüzlerin; başlarını
okşayacak ve yaralarını saracak şefkatli bir el bulmakta zorlandıkları
çağımızda, Müslümanların rahat olamayacakları bir gerçektir. Ve şu da bir
hakikattir ki; yetimlere sahip çıkmak, onları himaye etmek ve koruyup gözetmek,
kendisi de yetim olan Peygamber Efendimiz (s.a.s)’in sünnetidir.
Değerli Müminler!
Akrabalarımızın ve
komşularımızın geride bıraktığı; mahallemizde, şehrimizde ve ülkemizde bulunan
yetimler bizim olduğu gibi, mazlum coğrafyalarda hayata tutunmaya çalışan
yetimler de bizimdir, Cenâb-ı Hakk’ın bizlere emanetidir. Zira merhametin
coğrafyası olmaz. Ümmet olmak bir olmaktır, kardeşlik bağını korumaktır. Belki
bugün, elimizden savaşları durdurmak gelmeyebilir. Fakat yarına hazırlık
yapmak, zalimlerin heveslerini kursağında bırakacak güce ulaşmak elimizdedir.
Unutmamak, duyarsızlaşmamak, mazlumların sesi olmak elimizdedir. Yüce
Rabbimizin, “Yetimi sakın incitme!”[3] emri gereğince, yetimleri biçare bırakmamak; evimizi ve
gönlümüzü onlara açmak, yeri geldiğinde koruyucu bir aile olmak, maddi ve
manevi desteğimizle onların yanında durmak elimizdedir.
Aziz Kardeşlerim!
Hutbemizi, Sevgili
Peygamberimiz (s.a.s)’in şu hadis-i şerifleriyle bitiriyoruz: “Müslümanların
evleri arasında en hayırlı ev, içinde kendisine iyi davranılan bir yetimin
bulunduğu evdir…”[4]
10 Ağustos 2026 Pazartesi
7 Ağustos 2026 Cuma
Diyanet İşleri Başkanlığının 07.08.2026 Tarihli Cuma Hutbesi:KARDEŞLİK
KARDEŞLİK
Muhterem
Müslümanlar!
Yüce dinimiz İslam’ın temel hedefi, hem bu dünya hem
de ebedi âlemde insanlığın huzur ve mutluluğunu sağlamaktır. Huzur ve mutluluğu
sağlamanın yolu ise; kardeş olmaktan, aramızdaki sevgi ve muhabbeti daha da
güçlendirmekten geçmektedir. Öyle ki Rahmet Elçisi Peygamberimiz (s.a.s), birbirimizi
sevmeyi iman etmenin bir gereği olarak ifade etmiştir.[1]
Aziz Müminler!
Savaşların farklı bölgelere yayıldığı, İslam
coğrafyasında kan ve gözyaşının hâkim olduğu, ülkemizin ateş çemberinin içine
çekilmek istendiği bir dönemde; istikbalimiz, kardeşliğimize bağlıdır. Ecdadımızın
canlarını feda ederek bizlere emanet ettiği cennet vatanımızda; sevinçlerimiz,
hüzünlerimiz, dualarımız, zenginlik olarak kabul ettiğimiz farklılıklarımız
bizleri yekvücut kılacaktır.
Kıymetli Müslümanlar!
Dün olduğu gibi bugün de kardeşliğimize göz diken, muhabbetimize kasteden, bizi birbirimize düşürmek isteyenler olacaktır. Şunu unutmayalım ki, sadece Müslümanların değil, mazlum durumda olan bütün insanların umudu olan bizler, gaflet içerisinde olmadığımız müddetçe düşmanlarımızın emelleri kursaklarında kalacaktır.
Cenâb-ı Hakk’ın,
“Hep birlikte Allah’ın ipine sımsıkı sarılın; bölünüp parçalanmayın”[2] emri gereğince dinimize ve mukaddesatımıza bağlı kalırsak fitne ve fesat ateşi bizlere dokunamayacaktır.
Rahmet Peygamberi (s.a.s)’in,
“Birbirinizle ilgi ve alakayı kesmeyin, birbirinize sırt çevirmeyin, birbirinize kin beslemeyin, birbirinize haset etmeyin. Ey Allah’ın kulları! Kardeş olun”[3] çağrısına kulak verirsek ayrılık ve gayrılık bu topraklarda kendine yer bulamayacaktır.
“Müminler ancak
kardeştirler, öyleyse kardeşlerinizin arasını düzeltin, Allah’a itaatsizlikten
sakının ki rahmetine mazhar olasınız”[4] emr-i ilahisine göre davranırsak vatanımızın
dirliğini ve ümmetin birliğini kimse bozamayacaktır.
Değerli
Müminler!
Şunu hepimiz biliriz ki;
“Girmeden tefrika bir millete düşman giremez.
Toplu
vurdukça yürekler onu top sindiremez.”
Bugün bize düşen; fitneye karşı basiretle, ayrılığa karşı vahdet şuuru ile hareket etmek, birbirimizi
koruyup gözetmektir. Kardeşliğimizi zedeleyebilecek her türlü
şeyden uzak durmak, birbirimizin yükünü hafifletmektir. Milli ve manevi değerlerimiz etrafında buluşmak; birlikte rahmetin, ayrılıkta azabın olduğunu[5] unutmamaktır.
Aziz Kardeşlerim!
Kendi
inanç ve medeniyet köklerimize tutunduğumuzda, bir binanın tuğlaları gibi birbirimize sımsıkı kenetlendiğimizde yarınlarımız daha huzurlu olacaktır.
Hutbemizi, Yüce Rabbimizin şu uyarısıyla bitiriyoruz:
“Allah’a ve Resûlüne itaat edin ve birbirinizle çekişmeyin. Sonra
gevşersiniz ve gücünüz, devletiniz elden gider. Sabırlı olun. Çünkü Allah
sabredenlerle beraberdir.”[6]
2 Ağustos 2026 Pazar
Diyanet İşleri Başkanlığının 31.07.2026 Tarihli Cuma Hutbesi:HELAL HARAM DUYARLILIĞI
HELAL HARAM DUYARLILIĞI
Muhterem Müslümanlar!
Helaller ve haramlar; kulu, Allah’ın rızasına kavuşturan ilahi ölçülerdir. Kişiye, hayat yolculuğunda iyi ile kötüyü gösteren kılavuzlardır.
Bizler, Allah Resûlü (s.a.s)’in
“Helâl
bellidir, haram da bellidir…”[1]
sözünden de biliyoruz ki, helal ve haram apaçık ortaya
konulmuştur.
Aziz Müminler!
Dinimiz İslam ile bizlere bildirilen her bir emir ve yasak; insanın haysiyetini, nesillerin emniyetini ve toplumun huzurunu muhafaza etmek gibi hikmetler barındırmaktadır. Mesela, Yüce Rabbimiz; neslin devamını sağlayan evliliği helal,
“Zinaya yaklaşmayın. Çünkü
o, son derece çirkin bir iştir”[2] ayeti kerimesiyle de
toplumu yok eden zinayı haram kılmıştır. Aynı şekilde Allah Teâlâ, toplumda düzen ve adaleti
sağlayacak olan ticareti, alın teriyle kazanmayı, emek vermeyi bizlere helal
kılarken; bereketi yok eden faizi, ölçü ve tartıda hile yapmayı, ticaret
malının ayıbını saklamayı, kısaca insanları aldatmayı haram kılmıştır.
Kıymetli Müslümanlar!
Şunu da bilmeliyiz ki,
helal haram duyarlılığı, sofraya konulan lokmanın temiz olmasıyla sınırlı
değildir. Mesela, “Mümin erkeklere söyle, gözlerini haramdan
sakınsınlar ve iffetlerini korusunlar… Mümin kadınlara da söyle, gözlerini
haramdan sakınsınlar ve iffetlerini korusunlar…”[3]
ayetleri, iffet ve hayâ gibi insanın onurunu yücelten çok
önemli bir hususa işaret etmektedir. Dolayısıyla erkek kadın her Müslüman, iffetini
korumalı, giyim kuşamına dikkat etmeli, insanın saygınlığını zedeleyen davranışlardan
uzak durmalıdır. Müslümana düşen; hayâ, iffet ve ahlakın bir araya geldiğinde
anlamlı olduğunu idrak etmektir. Hem sosyal hayatta hem de dijital mecralarda
mahremiyet sınırlarına dikkat etmek; dilini yalandan, gözünü haramdan uzak
tutmaktır.
Değerli Müminler!
Paylaşma duygusunu ortadan
kaldıran, nimeti adilce paylaşmanın önünde en büyük engel olan israf da
böyledir. Dünyanın farklı bölgelerinde milyonlarca insan bir lokma ekmeğe, bir
damla suya muhtaçken ve israf bize yasaklanmış durumdayken,[4] ülkemizde
tonlarca ekmeğin çöpe atılması, sularımızın sorumsuzca sarf edilmesi helal haram
sınırının aşıldığına bir işarettir.
Kıymetli
Kardeşlerim!
Rahmet Elçisi (s.a.s)’in,
“…Kişinin malını helâlden mi yoksa haramdan mı elde ettiğine
bakmayacağı!”[5] sözüyle bizleri ikaz ettiği bir çağa şahitlik
etmekteyiz. Helalin hor ve hakir görüldüğü, haramın özendirildiği, gayr-ı meşru
söz ve davranışların makul sayıldığı bir zamanın zorluklarıyla karşı
karşıyayız. Şunu unutmayalım ki, insanların canına, malına, iffet ve
şerefine kastetmek, kamu malına el uzatmak; rüşvet, tefecilik, hırsızlık, içki,
uyuşturucu ve kumar gibi kötülüklerden uzak durmak, ancak Yüce Rabbimizin, helal haram ölçüleriyle çizdiği, dosdoğru yolunda olmaktan
geçmektedir.
Hutbemizi,
Cenâb-ı Hakk’ın şu çağrısıyla bitiriyoruz:
“Ey
insanlar! Yeryüzündeki helâl ve temiz olan şeylerden yiyin; şeytanın peşinden
gitmeyin, çünkü o apaçık düşmanınızdır.”[6]