28 Aralık 2018 Cuma

Diyanet İşleri Başkanlığının 28.12.2018 Tarihli Cuma Hutbesi:BİR ÖMÜR SORUMLULUK BİLİNCİYLE YAŞAMAK


BİR ÖMÜR SORUMLULUK BİLİNCİYLE YAŞAMAK




Muhterem Müslümanlar! 

Okuduğum âyet-i kerimede Yüce Rabbimiz şöyle buyuruyor: “Her canlı ölümü tadacaktır. Kıyamet günü yaptıklarınızın karşılığı size tastamam verilecektir. Kim cehennemden uzaklaştırılıp cennete konursa o, gerçekten kurtuluşa ermiştir. Dünya hayatı zaten aldatıcı şeylerden ibarettir.”1 

Okuduğum hadis-i şerifte ise Sevgili Peygamberimiz (s.a.s) şöyle buyuruyor: “Akıllı kişi, nefsine hâkim olan ve ölüm sonrası için çalışandır. Aciz kişi ise nefsinin arzu ve isteklerine uyan ve buna rağmen hâlâ Allah’tan iyilik temenni edendir.”2 


Aziz Müminler! 

Rabbimiz, hangimizin daha güzel ameller işleyeceğini sınamak için ölümü ve hayatı yaratmıştır.3 Ebedi âlemde cennet muştusuna ya da cehennem azabına dönüşecek olan da işte bu hayat çizgisi üzerinde yaptıklarımız ya da ihmal edip terk ettiklerimizdir. Hepimiz yaşayarak görüyoruz ki zaman su gibi akıyor ve her geçen gün ömür sermayemiz azalıyor. Geçen her dakika bizi gençliğimizden uzaklaştırıp olgunluğa ve hatta yaşlılığa bir adım daha yaklaştırıyor. Ne zaman, nerede ve nasıl karşımıza çıkacağını bilemediğimiz o malum sona, yani ölüm ve hesap gününe doğru ilerliyoruz.  


Değerli Müslümanlar! 

Yüce Rabbimiz Kur’an-ı Kerim’de “İnsan, kendisinin başıboş bırakılacağını mı zanneder?”4 buyurmaktadır. Bu ayet-i kerime, başta ömür olmak üzere Rabbimizin ihsan ettiği bütün nimetlerin aynı zamanda sorumluluk gerektirdiği hususunda bizi ikaz etmektedir. Şükrünü ifa etmekten aciz olduğumuz bütün nimetler gibi ömrümüz de Rabbimizin bize bir emanetidir. O halde, ömrümüzü nerede ve ne uğrunda tükettiğimizden sorumluyuz. 

Sevgili Peygamberimizin ifadesiyle, pek çok insan sağlık ve boş vakit konusunda aldanmakta, bu iki eşsiz nimetin kıymetini bilmemektedir.5 Ancak Allah’a karşı sorumluluk bilinciyle geçirilen zamanlar, kazanca dönüşür ve sahibini hüsrandan kurtarır. Allah’a iman ve
Resûlullah’ın sünnetine uymakla geçen hayatlar bereketlenir. İyilikle, ihsanla, erdemle ve güzel ahlakla süslenen ömürler, mamur olur.  



Kıymetli Müminler! 

Rabbimizin rızasına uygun, huzurlu ve adil bir dünyayı imar etmek üzere gönderildiğimiz hayatımızın bir yılını daha geride bırakıyoruz. Takvimlerin değiştiği bugünler, geçmişin muhasebesini yapmak adına hepimiz için önemli bir imkândır. Hatalarımızı gözden geçirmek, günahlarımıza tevbe etmek, yeni ve doğru kararlar almak, hayatımızda tertemiz sayfalar açmak için bulunmaz bir fırsattır. Yoksa yeni yıl, dini ve ahlaki değerlerimizi unutarak, milli ve manevi hassasiyetlerimizle bağdaşmayan davranışlar sergileyerek karşılayacağımız bir zaman dilimi değildir. 


Aziz Müminler! 

Miladi yeni bir yıla girerken kendimize soralım: İmanı ve Rabbimizin rızasını kazanma azmini hayatımızın merkezine yerleştirebildik mi? Yoksa hevâ ve hevesimizin peşinde mi sürüklendik? Güç ve kuvvetimizi, bilgi ve emeğimizi, akıl ve tecrübemizi İslamî hakikatleri, insanî ve ahlâkî değerleri yüceltme uğruna mı harcadık? Yoksa gündelik arzularımızı ve şahsi beklentilerimizi mi önceledik? Gönlümüzde merhamet, adalet, tevazu ve hikmete mi yer verdik? Yoksa kibir, riya, cimrilik ve haset hastalığına yenik mi düştük? 

Rabbimizin “Ey iman edenler! İçki, kumar, dikili taşlar ve fal okları ancak şeytan işi birer pisliktir. Onlardan kaçının ki kurtuluşa eresiniz”6 ilahi fermanına sadakatle bağlanabildik mi? Elimizi kötülüklerden çekebildik mi? Dilimizi kem sözlere kapatabildik mi? Zihnimizi kötü düşüncelerden arındırabildik mi? Kalbimizi Allah aşkıyla doldurabildik mi? Anne babamızın, eşimizin, çocuklarımızın haklarını koruyabildik mi? En son hangi yetimin başını okşadık? Hangi komşumuzun halini hatırını sorduk? Hangi yaşlının gönlünü aldık? Hangi yoksulun ihtiyacını giderdik?  


Kıymetli Müslümanlar! 

Kalan ömrümüzü Rabbimizin rızasını kazandıracak iyi ve güzel işlerle donatmaya karar verelim. İnsan olmanın şerefli sorumluluğunu, emaneti yüklenmenin ağırlığını ve hesap gününün yakınlığını unutmayalım. Zamanımızı boşa harcamayalım. Boş ve yararsız işlerden uzak duralım. Hata ve yanlışlarımızdan dönelim. İbadetlerimizi, hayır ve hasenatımızı çoğaltalım. İşte o zaman ömrümüzün her yılı bizim için gerçek bir milat, gerçek bir imkân ve ümide dönüşecektir.  

1 Âl-i İmran, 3/185. 
2 Tirmizî, Sıfâtü’l-kıyâme, 25. 
3 Mülk, 67/2. 
4 Kıyâme, 75/36. 
5 Buhârî, Rikâk, 1. 
6 Mâide 5/90.  

Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü 
KAYNAK:
Diyanet Hutbeleri1

27 Aralık 2018 Perşembe

Allah’ın İsimleri (Esmâ-i Hüsnâ=En Güzel İsimler)- 18-REZZAK


                                                   


                                          REZZAK


Allah’ın isimlerinden biri de er-Rezak’dır.

Sözlükte “rızık vermek “anlamındaki  rzk kökünden türeyen rezzak kelimesi, “kesintisiz biçimde çokça rızık veren demektir. Allah bedenlerin ve ruhların gıdasını yaratıp verendir. Bir çok ayette rızık kelimesi geçmektedir. Bu ayetlerde insana onun bilgi alanına giren ve girmeyen sayısız canlıya  verilen nimetlerin Allah’ın varlığı ,birliği,kudreti,irade ve merhametinin alametleri olduğu belirtilmekte,insanlardan bu nimetlerin sahibini tanımaları ve ellerindeki imkanlardan başkalarını da faydalandırmaları istenmektedir. Allah bazı ayetlerde dilediği kimselerin rızıklarını bollaştırdığı,dilediklerininkini de daralttığı, bazan da  hesapsız verdiği ifade edilmiştir.

 Allah insanlara maddi ve manevi bir çok rızık vermiştir. Allah rızık olarak insanlara lütuf,bağış,yağmur,yiyecek,meyve,sebze, cennet ve cennetteki  çeşit çeşit nimetler gibi bir çok rızık çeşidi sunmaktadır.

İslam bilginleri rızkı zahiri ve batını olmak üzere ikiye ayırırlar. Zahiri rızık bedenlere ait olanlardır. Allah sayısız yaratığa rızkını veren,onların istifadelerine sunandır. Batını rızık ise zihni ve kalbi  mamur eden bilgi ve marifettir.

Yüce Allah kur’an’da  şöyle buyurmaktadır:

“Ektiğinizi gördünüz mü?  Onu siz mi bitiriyorsunuz, yoksa bitiren biz miyiz? Dileseydik, onu kuru bir çöp yapardık. Hayret eder dururdunuz.  "Doğrusu borç altına girdik."  "Doğrusu, biz yoksul bırakıldık" (derdiniz). İçtiğiniz suya baktınız mı? Buluttan onu siz mi indirdiniz, yoksa indiren biz miyiz?  Dileseydik onu tuzlu yapardık. O halde şükretseniz ya!”
 (Vakıa Suresi,63-70.ayetler)

“...Bizi rızıklandır. Sen rızıklandıranların en hayırlısısın” dedi.”(Maide suresi,114.ayet)

"Geceyi gündüze bağlayıp-katarsın, gündüzü de geceye bağlayıp-katarsın; diriyi ölüden çıkarırsın, ölüyü de diriden çıkarırsın. Sen, dilediğine hesapsız rızık verirsin."( Al-i İmran suresi, 27. Ayet)




“Onlar, namazı dosdoğru kılarlar ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden infak ederler”  (Enfal Suresi, 3. Ayet)

“Artık Allah’ın size helâl ve temiz olarak verdiği rızıklardan yiyin. Eğer yalnız O’na ibadet ediyorsanız, Allah’ın nimetine şükredin.” (Nahl suresi,114.ayet)


Bu yazı,Diyanet İslam Ansiklopedisinden yararlanarak hazırlanmıştır.)

 (Devam edecek)
Efkan VURAL

Bu Yazı Aşağıdaki Web Sitelerinde Yayınlanmıştır:


Celal'in Penceresinden:


21 Aralık 2018 Cuma

Diyanet İşleri Başkanlığının 21.12.2018 Tarihli Cuma Hutbesi:VARLIĞIN İLAHİ MAYASI MERHAMET



VARLIĞIN İLAHİ MAYASI MERHAMET




Muhterem Müslümanlar!

Sevgili Peygamberimizin kızı Hz. Zeynep’in çocuğu ağır bir hastalığa yakalanmıştı. Hz. Zeynep, Resûl-i Ekrem’e ‘Oğlum ölmek üzere, bize kadar gelir misin?’ diye haber gönderdi. Resûlullah bir grup sahabiyle birlikte kızının evine gitti. Kucağına aldığı torununun can çekişmekte olduğunu gören rahmet Peygamberinin gözlerinden yaş akmaya başladı. Orada bulunan sahâbilerden biri, ‘Ey Allah’ın Resûlü! Bu gözyaşı nedir?’ diye sordu. Bunun üzerine Resûl-i Ekrem’in mübarek dudaklarından şu sözler dökülüverdi: 
“Bu gözyaşı, Allah’ın dilediği kullarının kalplerine yerleştirdiği bir rahmettir. Allah kullarından sadece merhametli olanlara rahmet eder.”[1]

Kıymetli Müminler!

Merhamet, kalp inceliği ve gönül yumuşaklığıdır. Yaratılan her canlıya karşı duyarlı olmaktır. Evlât sevgisi, ana babaya saygı, yaşlılara, yoksullara, hastalara, yetimlere, kimsesizlere yardım etme, hatta bitki ve hayvanlara karşı şefkatli olma gibi erdemlerin hepsi merhamet duygusunun bir tezahürüdür. Allah Teâlâ’nın Rahman isminin tecellisi olan merhamet, varlığın ilahi mayasıdır.  Maddi ve manevi hastalıkların en etkili ilacı, yürekleri işgal eden türlü sıkıntıların çaresi merhamette saklıdır.

Değerli Müslümanlar!

Sevgili Peygamberimiz (s.a.s), cahiliye toplumunu merhametle tanıştıran, merhameti hayatın her alanında yaşanılır kılan en muhteşem örnektir. O, müminlere karşı çok şefkatli ve merhametlidir.[2] Allah’ın rahmetiyle etrafındakilere daima yumuşak davranmıştır.[3] Güzel sözlerle onların gönlünü almıştır. Kimseyi incitmemiştir. Cezalandırırken bile insafı ve adaleti elden bırakmayarak asla zulmetmemiştir. Müminlerin de birbirlerine sevgi, şefkat ve merhametle muamele etmelerini tavsiye etmiştir.

Kıymetli Müminler!

Bugün insanlık, şefkat ve merhamete, vicdan ve hakkaniyete her zamankinden daha fazla muhtaçtır. Dünyanın bambaşka köşelerinde sayısız masum insan merhametsizliğin kıskacında kıvranmakta, zulüm ve şiddete maruz kalmaktadır. Bu vicdansızlık ve insafsızlıktan sadece insanlar değil, diğer bütün canlılar ve geleceğimiz de zarar görmektedir. Hâlbuki Allah Resûlü (s.a.s), bütün varlıklara merhametle davranmayı emretmiş ve şöyle buyurmuştur:
“Merhamet edene Rahman olan Allah da merhamet eder. Siz yerdeki bütün mahlûkata merhamet edin ki göktekiler de size merhamet etsin.”[4]

Muhterem Müslümanlar!

Merhamet, anne babamızı yalnızlığa terk etmemek, onlara şefkat kanatlarımızı germektir. Eşimize karşı anlayışlı ve güler yüzlü olmak, gönül alıcı bir çift söz söylemektir. Çocuklarımıza karşı affedici, hoşgörülü ve adil davranmaktır.

Merhamet, bir yetimin, bir öksüzün başını şefkatle okşamaktır. Yolda kalmışa, dara düşene yardımcı olmaktır. Aç ve açıkta olan bir yoksulla lokmamızı paylaşmaktır.

Merhamet, kâinattaki dengeyi bozmamaktır. Kıyametin kopacağı bilinse dahi bir fidanı toprakla buluşturmaktır. Şu kış gününde aç ve susuz kalan hayvanlara bir kap yiyecek, bir tas su vermektir. Nihayetinde merhamet, bütün canlılar için dünyayı güvenilir bir yer kılmaktır.

Aziz Müminler!

Allah’ın yarattığı her bir varlığı, O’nun bir emaneti, kâinat ailesinin kıymetli bir ferdi olarak görelim. Merhametsizliği şefkat ve rahmete çevirelim. Asrın vicdanına merhameti yeniden aşılayalım.

Hutbemi başta okuduğum ayet-i kerimelerin mealiyle bitiriyorum:
“O sarp yol nedir, bilir misin? Köle azât etmektir. Veya bir kıtlık gününde yakını olan bir yetimi yahut aç ve açıkta kalan bir yoksulu doyurmaktır. Sonra iman edip birbirlerine sabrı tavsiye edenlerden ve merhameti öğütleyenlerden olmaktır.”[5]




[1] Bûhârî, Merdâ, 9.
[2] Tevbe, 9/128.
[3] Âl-i İmrân, 3/159.
[4] Ebû Dâvûd, Edeb, 58.
[5] Beled, 90/12-17.

Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü


KAYNAK:



20 Aralık 2018 Perşembe

Allah’ın İsimleri (Esmâ-i Hüsnâ=En Güzel İsimler)- 17- VEHHÂB




                                                               VEHHÂB 

Allah’ın isimlerinden biri de el-Vehhâb’dır. Karşılık beklemeden bol bol veren demektir.

İslam bilginleri Vehhâb ismini şöyle yorumluyorlar: İnsanın sahip olduğu bütün iyilik  ve mutluluk vesilesi sadece ilahi lütuf ve ihsanın eseridir. Buda Allah’ın lütfu keremidir.

İnsanlar başkalarına daha çok maddi değerler hibe edebilirler. Bunun yanında onlar mesela; ölümcül bir hastalığa şifa, yoldan çıkmış kimseye hidayet,belalara gömülmüş insana kurtuluş lütfedemezler. Vehhâb olan Allah Tealanın ise bütün bunlara gücü yeter.

 Gerçek  anlamda  cömertlik ve lütufkârlık yalnız Allah’a aittir.

Bize  karşılıksız, cömertçe ikram ve ihsan edilen bütün nimetler üzerinde Allah’ın Vehhâb ismi gözükmektedir.
Demek bizlere karşılıksız   verilen hayatımız, vücudumuz,  gözlerimiz, kulaklarımız , dilimiz ,dişlerimiz ve  diğer  azalarımız  kısaca maddi ve manevi sahip olduğumuz her şey, Allah’ın bize bir hibesidir. Ve Vehhâb isminin bir  tecellisidir. 

Çevremizdeki   güzellikler,dağlar,ormanlar,ovalar,göller,ırmaklar,denizler,hayvanlar,meyveler,sebzeler gibi sayısız nimetler bize karşılıksız verilmiştir. Bütün bunlar  Allah’ın Vehhâb isminin tecellisi olarak karşımıza çıkar.
Kur’an-ı Kerim’de Yüce Allah şöyle buyurur:

“Yoksa Azîz (yüce) ve Vehhab (çok bağışlayıcı ve lütufkâr) olan Rabbinin rahmet hazineleri onların yanında mı?” (Sad suresi,9.ayet)

“(Onlar şöyle yakarırlar:) Rabbimiz! Bizi doğru yola ilettikten sonra kalplerimizi eğriltme. Bize tarafından rahmet bağışla. Lütfu en bol olan sensin.” (Al-i imran suresi,8.ayet)

“Allah'ın nimetini saymaya kalksanız, onu sayamazsınız...” (Nahl suresi,18.ayet)
Bu yazı,Diyanet İslam Ansiklopedisinden yararlanarak hazırlanmıştır.)

 (Devam edecek)
Efkan VURAL

Bu Yazı Aşağıdaki Web Sitelerinde Yayınlanmıştır:

Celal'in Penceresinden:

17 Aralık 2018 Pazartesi

13 Aralık 2018 Perşembe

Diyanet İşleri Başkanlığının 14.12.2018 Tarihli Cuma Hutbesi:RAHMET VE MAĞFİRET KAPISI: TEVBE



RAHMET VE MAĞFİRET KAPISI: TEVBE




Aziz Müminler!

Âdem (a.s.) ve eşi Havva validemiz, cennette bir hata işlemişlerdi. Derhal bu hatalarının farkına vararak pişman oldular. Yüce Rabbimiz, onlara hatadan dönme erdemini, tevbe nimetini lütfetti. Onlar da; “Ey Rabbimiz! Biz kendimize zulmettik. Eğer bizi bağışlamaz ve bize acımazsan mutlaka hüsrana uğrayanlardan oluruz”[1] diyerek pişmanlıklarını dile getirdiler, Allah’tan bağışlanma dilediler. Böylece insanlık tevbenin ilk örneğini Hz. Âdem ile eşinden öğrenmiş oldu.

Kıymetli Müslümanlar!

Hepimiz beşeriz. Hayatımız boyunca bize vesvese veren şeytanla ve bizi hatalara sevk etmeye çalışan nefsimizle mücadele ederiz. Bu mücadelede bazen kulluğumuzun gereğini yerine getirir, bazen de savrulmalar yaşar, gaflete ve hataya düşeriz. Hata ettiğimizde ise Allah’tan ümidimizi kesmez ve rahmet kapılarını tevbe anahtarıyla açarız.

Değerli Müminler!

Tevbe, Yüce Allah’ın kullarına lütfettiği kurtuluş ve arınma müjdesidir. Kulun Rabbini hatırlaması, aczini dile getirmesi ve Cenâb-ı Hak’tan af ve mağfiret dilemesidir. Merhametlilerin en merhametlisi olan Yüce Allah’a iltica etmesidir. Tevbe, adeta hayata yeniden başlamamız, tertemiz bir sayfa açmamız için Rabbimizin bizlere bir ikramıdır. Günaha düçar olan mümin için yolunu ve yönünü tayin eden en önemli kılavuzdur.

Aziz Müslümanlar!

Allah’ın, affetme ve bağışlama anlamı taşıyan nice isimleri vardır. O, Tevvâb’tır; tevbeleri çokça kabul edendir. Afüvv’dür; engin rahmetine sığınanları affedendir. Gafûr’dur; dileyeni ve dilediğini bağışlayandır. Settâr’dır; hata ve kusurları örtendir.

Cenâb-ı Hak, kendisine yönelen ve samimiyetle tevbe edenleri asla boş çevirmez. Gönülden kendisine teslim olanları asla mahcup etmez. Merhametiyle kullarına lütufta bulunur. Nitekim Yüce Rabbimiz Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurur: “Ancak tevbe edip de iman eden ve salih amel işleyenler başka. Allah işte onların kötülüklerini iyiliklere çevirir. Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.”[2]

Muhterem Müslümanlar!

Tevbenin özü samimiyetle ve ihlasla yapılan bir yakarıştır. Yüce Rabbimiz “Ey iman edenler!  Allah'a içtenlikle tevbe edin”[3] buyurmaktadır.

Tevbenin özü ruhumuzun derinliklerinde hissettiğimiz pişmanlıktır. Resûl-i Ekrem (s.a.s), bir hadislerinde “Günahtan pişmanlık duymak, tevbedir”[4] buyurarak bu gerçeği ifade etmiştir.

Tevbenin özü hata ve günahlarımızın bir an önce farkına varıp Yüce Allah’a yönelmektir. Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurulmaktadır: “Allah katında makbul tevbe, ancak bilmeyerek günah işleyip sonra çok geçmeden tevbe edenlerin tevbesidir. İşte Allah bunların tevbelerini kabul buyurur. Allah hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.”[5]

Tevbenin özü bir daha günahlara dönmeme, heva ve hevesin esiri olmama azmidir. Peygamber Efendimiz (s.a.s) tevbeyi “Bir daha dönmemek üzere günahı terk etmek”[6] olarak nitelemiştir.

Kıymetli Müminler!

Tevbe kapısı ardına kadar açıktır. Son nefesimize kadar da açık kalacaktır. Öyleyse bize düşen, Allah’ın rahmet deryasından nasibimizi aramaktır. Samimiyetle, pişmanlıkla, kararlılıkla O’nun merhamet ve keremine sığınmaktır. Gündelik hayatın karmaşası içinde bitap düşen gönüllerimizi ve zihinlerimizi tevbeyle arındırmaktır.

Hutbemi Peygamberimizin seyyidü’l-istiğfar duasıyla bitiriyorum:


 “Allahım! Sensin benim Rabbim, senden başka ilâh yok. Beni yarattın ben de senin kulunum. Ben gücüm yettiğince sana verdiğim sözün ve senin vaadin üzereyim. Yaptıklarımın şerrinden sana sığınırım. Üzerimdeki nimetini itiraf ediyorum. Ve günahımı da itiraf ediyorum. Beni, günahlarımı bağışla çünkü günahları senden başka affedecek hiç kimse yoktur.”[7]




[1] A’râf, 7/23.
[2] Furkân, 25/70.
[3] Tahrîm, 66/8.
[4] İbn Hanbel, I, 423.
[5] Nisâ, 4/17.
[6] İbn Hanbel, I, 446.
[7] Tirmizî, Deavât, 15.

Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü


KAYNAK:


Allah’ın İsimleri (Esmâ-i Hüsnâ=En Güzel İsimler)- 16 : KAHHÂR



                                                               KAHHÂR


Allah’ın isimlerinden biri de el-Kahhar’dır.

Yenilmeyen,yegâne kudret ve tasarruf sahibi demektir. İslam bilginleri ,kahr

kavramının  temel manasını “boyun eğdirip üstün gelmek” olarak belirlemişlerdir.

Alimler Allah’ın yegâne galip,sonsuz kudret ve tasarruf sahibi oluşunu şöyle  açıklamışlardır: İlahi hakimiyete karşı direniş gösterenlere önce akla ve duygulara hitap eden belgeler
sunmak, bu yarar sağlamadığı takdirde çeşitli afet ve belalarla kendilerini uyarmak ve nihayet onları ortadan kaldırmak.

Kur’an-ı Kerim’de Yüce Allah şöyle buyurur:

“(Resûlüm!) De ki: Ben sadece bir uyarıcıyım. Tek ve kahhâr olan Allah'tan başka bir tanrı yoktur.” (Sad suresi,65.ayet)

“Ey zindan arkadaşlarım! Çeşitli tanrılar mı daha iyi, yoksa gücüne karşı durulmaz olan bir tek Allah mı?”(Yusuf suresi,39.ayet)

“Allah, “Şüphesiz ben ve peygamberlerim galip geleceğiz” diye yazmıştır. Şüphe yok ki, Allah çok kuvvetlidir, mutlak güç sahibidir.” (Mücadele suresi,21.ayet)

O gün arz (yeryüzü) ve semalar, başka bir hale döndürülür (döndürülmüş olur). Ve onlar, Vahit (bir) ve Kahhar olan Allah’ın huzuruna çıkmış olurlar. (İbrahim suresi,48.ayet)




Bu yazı,Diyanet İslam Ansiklopedisinden yararlanarak hazırlanmıştır.)
 (Devam edecek)
Efkan VURAL


Bu Yazı Aşağıdaki Web Sitelerinde Yayınlanmıştır:

Celal'in Penceresinden: