TEBLİĞ SORUMLULUĞUMUZ
Muhterem Müslümanlar!
Medineliler Allah Resûlü (s.a.s)’den İslam
dinini kendilerine öğretecek bir kişi istediler. Sevgili Peygamberimiz (s.a.s),
bu ulvi görev için Mus‘ab b. Umeyr’i seçti. Hz. Mus‘ab; küçük büyük demeden
herkese İslam’ı tebliğ etti, nice gönlün İslam’la buluşmasına vesile oldu.[1]
Öyle ki, bir yıl içerisinde Medine’de Efendimiz (s.a.s)’den bahsedilmeyen
hiçbir ev kalmadı.[2]
Aziz Müminler!
Genç Mus‘ab’ı kısa bir sürede
bu denli başarılı kılan, Resûl-i Ekrem (s.a.s)’in güzel ahlakını kendisine
rehber edinmesiydi. Peygamberimiz (s.a.s); yumuşak sözlüydü, güler yüzlüydü. O;
zorlaştıran değil kolaylaştıran, nefret ettiren değil müjdeleyen bir rahmet
elçisiydi.
Kıymetli Müslümanlar!
Cenâb-ı Hak,
“Rabbinin yoluna hikmetle ve güzel
öğütle davet et…”[3]
ayetiyle işaret ettiği üzere İslam’a davet, toplumun bir kısmıyla sınırlı değildir.
İslam’ın güzelliklerini anlatmak ve hayatımızda görünür kılmak, hepimiz için bir
kulluk sorumluluğudur. Her Müslüman; gücü ve imkânı nispetinde söz ve davranışlarıyla
ailesine, çevresine ve bütün insanlara en güzel şekilde örnek olmalı, hak ve
hakikati onlara anlatmak için gayret göstermelidir. Nitekim çocuğunun iki cihan
saadeti için koşuşturan her anne ve baba, öğrencilerinin hayatında olumlu izler
bırakmak için gayret gösteren her öğretmen, müşterisine güven veren her esnaf,
akrabalık bağlarını gözeten ve komşusuyla iyi geçinen her insan nebevî daveti kuşanmış
demektir.
Değerli Müminler!
Tebliğin özünde bir gönle girmek vardır. Bu, bazen bir tebessümle, bazen de bir selam ile olur. Güler yüzle, tatlı dille yürekleri fethetmek isteyen herkes, Peygamber Efendimiz (s.a.s)’in Hz. Âli’ye buyurduğu,
“Allah’a
yemin olsun ki Rabbimizin senin vesilenle bir kişiyi hidayete erdirmesi, senin
için dünyadan ve içindekilerden daha hayırlıdır”[4] sözünü, kendisine
yapılmış bir öğüt olarak bilmelidir.
Kardeşlerim!
Teknolojinin gelişimi tebliğ metodumuza yeni yollar açmaktadır. Bu yollar; bizlere, hiç gitmediğimiz coğrafyalardaki insanlarla iletişim imkânı sunmaktadır. Bununla birlikte dikkat edeceğimiz hususlar da artmaktadır.
Dolayısıyla sosyal mecralarda paylaşımda bulunan her bir kardeşimiz; Yüce Rabbimizin,
“İnsan
hiçbir söz söylemez ki onun yanında yaptıklarını gözetleyen ve kaydeden hazır
bir melek bulunmasın”[5] uyarısını
dikkate almalıdır. Bir sözü paylaşmadan
önce doğruluğuna, bir başkasının hayatına dair yorum yapmadan önce ise mahremiyetine
özen göstermelidir. İlim meclislerinde dile getirilmesi gereken konuları sosyal
medyada gelişigüzel ve ölçüsüzce tartışmamalıdır. Düşünülmeden söylenen bir sözün,
önemsenmeden yapılan bir paylaşımın, sinelerde yıllarca taşınacak bir yaraya
dönüşebileceğini unutmamalıdır.
Aziz
Müslümanlar!
Bizi gören, İslam’ın
güzellikleriyle tanışmak istesin. Sözümüzü dinleyen, Peygamberimiz (s.a.s)’in
ahlakını kuşansın ve elimizi uzattığımız, kendini güvende hissetsin.
Hutbemizi Rahmet Elçisi
Efendimiz (s.a.s)’in şu hadis-i şerifleriyle bitiriyoruz:
“Allah, bizden bir söz işitip, onu işittiği gibi başkasına ulaştıran
kişinin yüzünü ak etsin.”[6]
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder