İSLAM MEDENİYETİ
Muhterem
Müslümanlar!
Yüce Rabbimiz Hûd sûresinde şöyle
buyurmaktadır: “Semûd
kavmine de kardeşleri Sâlih’i gönderdik. O dedi ki: ‘Ey kavmim! Allah’a kulluk
edin. Sizin O’ndan başka ilâhınız yoktur. Sizi topraktan yaratan ve yeryüzünü
imar etme sorumluluğunu size veren O’dur. O halde O’ndan bağışlanma dileyin ve
samimiyetle tövbe edin. Şüphesiz Rabbim çok yakındır, dualara karşılık
verendir.’”[1]
Aziz
Müminler!
Yüce Allah, insanı yeryüzünün bir emanetçisi
olarak yaratmış ve ona hayatı imar etme sorumluluğu yüklemiştir. Bu sorumluluk;
şehirler inşa ederken, ahlak ve faziletin korunduğu bir hayat kurabilmektir.
İşte medeniyet, maddi eserlerle birlikte manevi değerleri de yaşatan bu
anlayışın adıdır.
Kıymetli
Müslümanlar!
Kur’an’ın ve sünnet-i seniyyenin rehberliği
üzerine kurulan ve on beş asırlık tecrübeyle yoğrulan İslam medeniyeti; ilmi
ibadetle, çalışmayı dürüstlükle, gücü adaletle, zenginliği paylaşmayla
buluşturarak yükselmiştir. Tarih boyunca inşa edilen camiler, vakıflar ve
kütüphaneler; insanımıza hizmet eden, toplumu ayakta tutan bu medeniyet
tasavvurunun birer simgesi olmuştur.
Değerli
Müminler!
İslam medeniyetinin temel gayesi; kalpleri kazanmak,
zihinleri ve gönülleri aynı inanç, duygu ve idealde buluşturabilmektir. “Şüphesiz Allah adaleti, iyiliği
ve yakınlara yardım etmeyi emreder; hayâsızlığı, fenalığı ve azgınlığı yasaklar”[2] ayet-i
kerimesinde yer alan ilahi ölçüler bu medeniyetin temelidir. Zira, iyiliğin
unutulduğu ve ahlakın ihmal edildiği bir toplumun kalıcı bir gelecek kurması
mümkün değildir.
Aziz
Müslümanlar!
Camilerimiz, kardeşliğimizi pekiştiren; okullarımız, bilgiyle birlikte erdemi öğreten; iş yerlerimiz ise dürüstlüğün, emeğe saygının ve helal kazancın yaşatıldığı mekânlar olmalıdır. Her birimiz, bulunduğumuz yerde iyiliği temsil edebilirsek medeniyetimiz de güç kazanacaktır. Bize düşen; ecdadımızdan devraldığımız mirası korumak ve onu daha da zenginleştirerek gelecek nesillere ulaştırmaktır.
Peygamber Efendimiz (s.a.s)’in,
“Nerede
olursan ol, Allah’a karşı sorumluluğunun bilincinde ol! Kötülüğün peşinden iyi
bir şey yap ki onu yok etsin. İnsanlara da güzel ahlâka uygun biçimde davran!”[3] emri
gereğince, Rabbimize karşı kulluk görevimizi ifa ederken, insanlığa faydalı
olmayı da hayatımızın gayesi hâline getirmektir. Yine bize düşen, medeniyetimizden
ilham alarak geleceğimizi iman, ilim, hikmet ve güzel ahlakla inşa etmektir.
Kıymetli
Kardeşlerim!
Bugün, İstanbul’un
fethinin nişanesi ve ecdadımızın kıymetli emaneti Ayasofya-i Kebir Camii
Şerifi’nin yeniden cemaatiyle buluştuğu gündür. Ayasofya Camiinden yankılanan
ezan-ı Muhammedî, İstanbul’un fethinde olduğu gibi şanlı milletimizin adalet ve
merhametinin yeryüzüne ilanıdır. Camilerimiz,
aziz milletimizin maziyle köprüler kurduğu ve istikbalini yoğurduğu manevi
kalelerimizdir. Toplumun her kesimini; gencini, yaşlısını ve çocuğunu aynı
kubbe altında bir aile kılan bu mabetler, birleştirici ruhunu kıyamete kadar sürdürecektir.
Camilerimizin minarelerinden
okunan ezanlarımızın gök kubbemizde ebediyen yankılanması niyazıyla; hutbemizi,
Tevbe sûresinde yer alan şu ayet-i kerimenin mealiyle bitiriyoruz:
“Allah’ın mescitlerini, ancak Allah’a ve
ahiret gününe inanan, namazı dosdoğru kılan, zekâtı veren ve yalnızca Allah’tan
korkan ve çekinen kimseler imar edebilirler. İşte onların doğru yolu
bulanlardan olmaları umulur.”[4]
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder