Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v) şöyle buyurur:
Cehennem, nefse hoş
gelen şeylerle; cennet ise nefsin istemediği şeylerle çevrilidir.
Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v) şöyle buyurur:
Cehennem, nefse hoş
gelen şeylerle; cennet ise nefsin istemediği şeylerle çevrilidir.
TÖVBEYE YÖNELMEK
Muhterem Müslümanlar!
Bir defasında Sevgili Peygamberimiz (s.a.s) ölüm döşeğinde olan bir gencin ziyaretine gitti ve ona “Kendini nasıl hissediyorsun?” diye sordu. O genç, “Ey Allah’ın Resûlü! Rabbimin rahmetini ümit ediyorum, ama günahlarımdan da korkuyorum” diye cevap verdi. Bunun üzerine Allah Resûlü (s.a.s) şöyle buyurdu:
“Bir kulun kalbinde ümit ve korku bir arada olunca,
Allah ona umduğunu verir, korktuğundan da onu emin kılar.”[1]
Aziz Müminler!
İnsan, beşerdir; unutur, yanılır, hata eder. Kimi zaman Rabbinin emir ve yasaklarına uymakta rehavete kapılır, kimi zaman da kul ve kamu hakkını gözetmeyerek günaha dalar. Ancak şu hususlar çok önemlidir: Kişi, günahlarını küçük görmemelidir. Haramlarla övünmemelidir. Hata ve yanlışlarında ısrar etmemelidir.
Cenâb-ı Hak, takva sahibi müminlerin bu özelliğini bizlere şöyle haber vermektedir:
“Onlar, çirkin bir
şey yaptıkları veya kendilerine kötülük ettikleri zaman Allah’ı hatırlar, hemen
günahlarının bağışlanmasını dilerler. Zaten günahları Allah’tan başka kim
bağışlayabilir ki? Onlar, yaptıklarında bile bile ısrar etmezler.”[2]
Değerli Müslümanlar!
Zaman hızla akıp gidiyor. Ömür sermayemiz tükeniyor. Her geçen gün, ahiret hayatına bir adım daha yaklaşıyoruz. Dikkat edelim! Şu kısacık hayatımızın sonucu, ebedi mutluluk veya hüsrana uğramak olabilir. Bizim için en bereketli kazanç; Rabbimizin razı olduğu amelleri eda etmek, Peygamber Efendimiz (s.a.s)’in güzel ahlakını kuşanmaktır. İyilikleri düstur edinmek, kötülüklerden uzak durmaktır. En büyük kaybımız ise; ‘Nasıl olsa Allah affeder’, ‘Vakti gelince tövbe ederim’ gibi düşüncelere kapılarak günahlara dalmak, tövbe kapısını aralamayı ihmal etmektir.
Sevgili Peygamberimiz (s.a.s) hadis-i şeriflerinde,
“Her insan hata yapar; hata yapanların en hayırlısı ise hatasına
tövbe edendir”[3]
buyurmaktadır.
Kıymetli Müminler!
Önümüzdeki Pazartesi’yi Salı’ya bağlayan gece, Ramazan ayının
müjdecisi olan Berat Kandilini idrak edeceğiz. Bu mübarek geceyi, hayatımıza
yeni bir başlangıç için fırsat bilelim. Hatalarımızı gözden geçirelim,
işlediğimiz günahlara tövbe edelim. Ruhumuzu huzursuzluğa, ailemizi mutsuzluğa,
iş ve ticaretimizi bereketsizliğe götüren her türlü haramdan uzak duralım.
Zaaflarımıza yenik düşüp günaha düştüğümüzde ise Yüce Rabbimizin af ve
mağfiretine sığınalım. Unutmayalım ki, günah, kalpte iz bırakan bir leke
gibidir. Küçük görülen bu leke, süreklilik arz ederse giderek büyür ve kalbin
kararmasına sebep olur. Kalp
kararınca da akıl, idrak edemez; göz, hakkı göremez; kulak hakikati duyamaz,
dil doğruyu söyleyemez hale gelir.
Bu vesileyle Berat Kandilimizi
şimdiden tebrik ediyoruz. Hutbemizi Yüce Rabbimizin şu müjdesiyle bitirmek
istiyorum:
“De ki: Ey kendi aleyhlerine
günahta haddi aşan kullarım! Allah’ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin. Şüphesiz
Allah bütün günahları affeder. Çünkü O, çok bağışlayandır, çok merhamet
edendir.”[4]
AKRAN İLİŞKİLERİ
Muhterem Müslümanlar!
İnsanlar
arasındaki iletişimin özü sevgi ve saygıya dayanmaktadır. Zira kalpler sevgiyle
yumuşar, saygıyla huzura erer. Dostluklar sevgiyle kurulur, saygıyla devam
ettirilir. Ailede güven, toplumda muhabbet sevgi ve saygıyla tesis edilir.
Sevgi
ve saygının olmadığı yerde; huzursuzluk, baskı ve dışlanma olur. Küçük
anlaşmazlıklar büyük tartışmalara dönüşür. Sabır ve tahammül zayıflar, öfke
kontrol edilemez. Merhamet yerini şiddete, muhabbet yerini nefrete bırakır.
Aziz
Müminler!
Yaşadığımız çağın sorunlarından biri de, sevgi ve saygıdan mahrum kalan gençlerin birbirlerine karşı kaba, sert ve aşağılayıcı tavırlar sergilemesidir. Akran zorbalığı olarak karşımıza çıkan bu kötü haslet; alay etmek ve kırıcı sözler söylemekten çok daha öteye giderek, fiziksel şiddete, hatta cana kıymaya dönüşmüş durumdadır. Tek tip elbise giyinmeyi, aynı görünüşe sahip olmayı, suça bulaşmayı, aklı örten uyuşturucu madde kullanmayı, cezaevine girip çıkmayı marifet sayan bu anlayış gençlerimiz arasında daha fazla görünür hale gelmektedir. Şiddet içerikli sinema, dizi film, oyun ve dijital mecralar ise bu hadiselerin daha da yaygınlaşmasına zemin hazırlamaktadır.
Oysaki Peygamber Efendimiz (s.a.s), hadis-i şeriflerinde şöyle buyurmaktadır:
“Her Müslüman’ın diğer Müslüman’a canı,
namusu ve malı haramdır, dokunulmazdır.”[1]
Kıymetli
Gençler!
Duygularınızı istismar edip kendi kötülüklerine sizi alet etmek, hayallerinizi karartmak ve umutlarınızı çalmak isteyenlere karşı daha dikkatli olmalısınız. Allah’a kulluk, aileye hürmet, insanlığa faydalı olmak sizler için gaye olmalıdır. Unutmayınız ki; korkuyla, baskıyla ve şiddetle gelecek inşa edilemez. Sevgili Peygamberimiz (s.a.s)’in buyurduğu üzere,
“Mümin
cana yakındır. İnsanlarla yakınlık kurmayan ve kendisiyle yakınlık kurulamayan
kimsede hayır yoktur.”[2] Zorbalık,
güç değil acizliktir. Alay etmek, eğlence değil hayâsızlıktır. Cana kast etmek,
saygınlık değil cehennem ateşidir. Genç Kardeşim! Sana zorbalık değil, nezaket ve
zarafet yaraşır.
Değerli Anne Babalar!
Kıymetli Eğitimcilerimiz ve Hocalarımız!
Aziz Kardeşlerim!
Allah Resûlü (s.a.s)’in
, “Bakmakla yükümlü
olduğu kimseleri ihmal etmesi, kişiye günah olarak yeter”[3] hadis-i şerifi apaçık ortadayken bu kötü gidişata duyarsız olamayız.
Merhamet ikliminden yoksun olanların acımadan kan dökmesine ve bunu
meşru göstermesine seyirci kalamayız. Gençlerimizi, fitne ve fesat ateşi yakmak isteyen şer odaklarının
insafına terk edemeyiz. Aileler, okullar, camiler, kurum ve kuruluşlar, medya,
hâsılı toplumun bütün kesimleri olarak el ele vermeliyiz. İnsanın mukaddes olan
canına ve nesline zarar veren zorbalığa karşı birlikte hareket etmeliyiz. İyiliğin
ve merhametin hâkim olduğu, can ve mal güvenliğinin sağlandığı bir toplum inşası
için sorumluluklarımızı hakkıyla yerine getirmeliyiz.
Hutbemizi Yüce Rabbimizin
şu ayet-i kerimesi ile bitirmek istiyorum:
“O
akıl sahipleri; Allah’ın, korunmasını emrettiği haklara riayet eden, Rablerine
saygıda kusur etmeyen, ahiret hesabının kötü sonuç vermesinden korkan
kimselerdir.”[4]