FEDAKÂRLIĞIN ZİRVESİ: ÎSÂR
Muhterem Müslümanlar!
Yüce dinimiz İslam’ın temel gayelerinden biri de
Allah rızası için birbirini seven, birbirine yardım eden, iyilikte yarışan
erdemli insanların oluşturduğu bir toplum inşa etmektir. İslam, bunun yolunu da
bize göstermiştir. Bu yol, sevgi ve kardeşlik temeline dayanan; kişiyi bencillik,
cimrilik ve kıskançlık gibi kötü hasletlerden arındıran îsâr duygusudur.
Aziz Müminler!
Îsâr; yalnızca
Allah’ın rızasını gözeterek insanların ihtiyaçlarını imkânımız
nispetinde karşılamaya gayret göstermektir. Kendimizi düşündüğümüz
kadar hatta daha da fazla başkalarını düşünmektir. Îsâr;
şefkat, merhamet ve sabırla anne ve
babamızın, eş ve çocuklarımızın gönüllerini hoş tutabilmektir. Engelli kardeşlerimize hayatı kolaylaştırmak; göremeyenin
gözü, konuşamayanın dili, işitemeyenin kulağı, yürüyemeyenin ayağı, tutamayanın
eli olabilmektir. Îsâr; içinde yaşadığımız toplumun, hatta bütün insanların
iyiliğe ve hayra ulaşması için kimi
zaman malımızdan, kimi zaman rahatımızdan vazgeçmektir. Kimi zaman yanı
başımızdaki komşularımızın, kimi zaman akrabalarımızın, kimi zaman da Gazze’deki mazlum kardeşlerimizin yanında olmak,
maddi ve manevi desteğimizi onlardan esirgememektir. Yeri geldiğinde ise din, vatan ve mukaddesat uğruna
canımızı feda etmektir.
Kıymetli Müslümanlar!
Bizler, fedakârlığın en güzel örneklerini Peygamber
Efendimiz (s.a.s) ve güzide ashabından öğrendik. Onlar, başlarına gelen bütün
zorluklara göğüs germişler, insanların gönüllerinin İslam’a ısınmaları için var
güçleriyle çalışmışlar, onlar için Cenâb-ı Hakk’a daima dua etmişlerdir. “Onlar, yiyeceklerini yoksula, yetime ve
esire seve seve ikram ederler. Ve şöyle derler: Biz size Allah için ikram
ediyoruz; sizden ne bir karşılık ne de bir teşekkür bekliyoruz”[1] ayet-i kerimesinin yaşayan örnekleri olmuşlardır.
Değerli Müminler!
Sevgili
Peygamberimiz (s.a.s) bir hadis-i şeriflerinde, “Kendiniz için istediğinizi
mümin kardeşiniz için de istemedikçe gerçek anlamda iman etmiş olamazsınız”[2]
buyurmaktadır. Hal böyleyken,
bugün basit gibi görünen ancak îsâr ahlakımızla çözebileceğimiz nice
davranışlara şahit olmaktayız. Bir yandan birbirine ikram için yarışan
insanların öte yandan trafikte yol vermemesi, hatta bunun için tartışması,
ambulans ve itfaiye araçlarının geçişini engellemesi, emniyet şeridini ihlal
etmesi, engellilere ayrılan park
yerlerine araçlarını park etmesi ne kadar da ibretlik bir durumdur.
Çocuklarını uyuturken ya da hastası varken evinde parmaklarının ucuna basarak
yürüyen ve fısıltıyla konuşanların televizyon ya da müziğin sesini sonuna kadar
açarak komşusunu, hastaları rahatsız etmesi ne kadar da düşündürücü bir
tablodur. Kendisi için bir şey almak ya da evine sağlıklı gıda götürmek için
kılı kırk yaranların sattığı şeyin kusurunu gizlemesi, son kullanma tarihi
geçmiş malların etiketlerini değiştirmesi, helal haram hassasiyetini kaybetmesi
ne kadar da acı bir haldir. Kişinin; toplu taşıma araçlarında kendi konforunu
önceleyip hasta, hamile ve yaşlıları ötelemesi ne kadar da üzücü bir husustur.
Aziz Müslümanlar!
Îsâr’ın gereği;
“İyilik ve takvâ hususunda yardımlaşın”[3] ilahi davetine icabet ederek nerede bir ihtiyaç sahibi varsa onun yardımına
koşmak, hayatı birbirimize yaşanılır kılmaktır. Her yüreğe huzur ve mutluluk
ulaştırmak, bir yetimin duasında, bir garibin tebessümünde yer almaktır.
Hutbemizi
Peygamber Efendimiz (s.a.s)’in hadis-i şerifleriyle bitirmek istiyorum: “Kul, kardeşinin yardımında olduğu sürece,
Allah da onun yardımcısı olur.”[4]
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder