HER ŞEY ALLAH’I ANLATIR
Muhterem Müslümanlar!
İbret nazarıyla etrafına bakan bir insan, her şeyi yoktan var eden, şekillendiren ve idare eden bir yaratıcının olduğunu idrak eder. Gezegenlerin hiç sapmadan yörüngelerinde akıp gitmesi, güneşin yeryüzünü aydınlatması, ayın ve yıldızların bir kandil gibi geceyi süslemesi, bize adeta ‘Rabbini unutma!’ diye haykırır. Her köşesi hikmetle bezenmiş dünyamız, bizi, bir tek olan Allah’a çağırır.
Kur’an-ı Kerim; “Onlar göğün nasıl yükseltildiğine, dağların nasıl
dikildiğine, yeryüzünün nasıl yayıldığına bakmazlar mı?”[1] sorularıyla bizi tefekküre davet eder.
Aziz Müminler!
İnsanı mutsuzluğa götüren nedenlerin
başında inançsızlık gelmektedir. Zira inançsızlık,
hayatı anlamsızlaştırır. İnsanı
yalnızlaştırır. Kişide, sorumluluk bilincinin kaybolmasına sebep olur.
İmandır o cevher ki İlâhî ne büyüktür…
İmansız olan paslı yürek sinede
yüktür!
Bir yaratıcının varlığına inanmak, onun her an yanında olduğunu bilmek ise insana huzur ve güven verir. Kişiyi anlamsızlık karanlığından kurtarır.
Ayet-i kerimede bu hususa şöyle işaret edilir:
“…Kim Allah’a iman ederse, Allah onun kalbini doğruya iletir. Allah her
şeyi hakkıyla bilendir.”[2]
Değerli Müslümanlar!
Hayata dair soruların cevaplarını
Yüce Yaradan’ı inkâr ederek bulamayız. Nereden geldiğimizi, nereye gittiğimizi,
neden ve niçin yaratıldığımızı vahy-i ilâhî olmadan bilemeyiz. İtaat ve isyan sınırlarının
Cenâb-ı Hak tarafından belirlenmediği bir dünyada neyin iyi, neyin kötü
olduğunu tam anlamıyla kavrayamayız.
Kıymetli Müminler!
Yeryüzünde yaşanan hiçbir kötülüğün müsebbibi Allah Teâlâ değildir. O, kullarına karşı çok merhametlidir. Cenâb-ı Hak, insanların iyiliğini ister. Kötülük yapmalarına, zulme düşmelerine de asla rıza göstermez. Hal böyleyken nefsine uyan, hevâ ve hevesine tabi olan insanlar, kötülüğe ve zulme sebep olmuş, olmaya da devam etmektedir.
Kur’an-ı Kerim’de,
“Gerçek şu ki Allah insanlara
zerre kadar zulmetmez, ancak insanlar kendilerine zulmederler”[3] buyrularak
bu hakikate işaret edilmektedir.
Aziz
Müslümanlar!
Yüce Rabbimiz; kaynağını vahiyden
alan peygamberleri, müjdeleyici ve uyarıcı olarak göndermekle kullarına büyük
bir lütufta bulunmuştur. Her birisi hidayet rehberi olan; hak ile bâtılı, doğru
ile yanlışı beyan eden ilâhî kitapları indirmekle insanlığın huzur ve
mutluluğunu istemiştir. Bu ilâhî silsilenin son halkasını, Hz. Muhammed Mustafa
(s.a.s) ve ona gönderilen Kur’an’ı Kerim ile kemale erdirmiştir. Ebedi ahiret
yurdunu yaratmakla; her hak sahibinin hakkını almasını, inanan ile inanmayanların
ayırt edilmesini murat etmiştir.
Kıymetli Kardeşlerim!
Bugün,
içinde bulunduğumuz sorumluluk; inançsızlık girdabında boğulan insanlara gönül
dünyamızı açmak, ilâhî mesajları onlarla buluşturmaktır. Peygamber Efendimiz
(s.a.s)’in sünnet-i seniyye membaı ile gençlerimizin inanca dair susuzluklarını
gidermeye çalışmaktır. Çocuklarımızın gönüllerine tatlı dil ve güler yüzle
Allah sevgisini nakşetmektir.
Sevgili Peygamberimiz (s.a.s)’in şu nasihatini kendimize rehber kılmaktır:
“Senin vesilenle Allah azze ve celle’nin bir kişiyi
hidayete erdirmesi, senin için güneşin üzerine doğduğu ve battığı her şeyden daha
hayırlıdır.”[4]
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder