Efkan Vural'ın Yazıları
21 Şubat 2026 Cumartesi
20 Şubat 2026 Cuma
HAFTANIN HADİSİ
Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v) şöyle buyurur:
"Allah rızâsı için bir gün oruç tutan kimseyi Allah Teâlâ, bu bir günlük oruç sebebiyle cehennem ateşinden yetmiş yıl uzak tutar."
(Buhârî, Cihâd 36; Müslim, Sıyâm 167-168.)
Diyanet İşleri Başkanlığının 20.02.2026 Tarihli Cuma Hutbesi:RAMAZAN, CAMİ VE HAYAT
RAMAZAN, CAMİ VE HAYAT
Muhterem Müslümanlar!
Cenâb-ı Hakk’a sonsuz hamd ve sena olsun ki,
on bir ayın sultanı Ramazan-ı şerife kavuştuk. Ramazan-ı şerif; Yüce Rabbimizin
rahmet ve mağfiretinin üzerimize sağanak sağanak yağdığı, bereket ve inayetinin
evlerimizden sokaklara taştığı müstesna bir zaman dilimidir. Günlük koşuşturma içinde yıpranan iç dünyamızı onaran,
hayatımıza
anlam katan bir mekteptir.
Ramazan-ı şerif; gönüllerimize inşirah vermek, kulluğumuzu sırat-ı müstakim
üzere tahkim etmek için bizlere sunulmuş büyük bir nimettir. Rabbimize,
ailemize ve çevremize karşı sorumluluklarımızı hatırlatmak için bizlere
bahşedilen kıymetli bir hazinedir.
Aziz Müminler!
Ramazan-ı şerif, bizlere, birçok kazanım sunduğu gibi camilerle aramızdaki bağı yeniden tesis etmek, kuvvetlendirmek ve geliştirmek için de nice fırsat sunmaktadır. Ramazan-ı şerif; ezanları, mukabeleleri, ilim halkaları, teravihleri ve avlusunda kurulan iftar sofralarıyla cami merkezli bir hayatı inşa ve ihya etmemize vesile olmaktadır. Zira camiler; medeniyetimizin beşiği, şehirlerimizin kalbidir. Camiler; imanı ahlakla, ibadeti bilinçle, bilgiyi hikmetle, kulluğu sorumlulukla yoğuran mukaddes yerlerdir.
Peygamber Efendimiz (s.a.s)’in buyurduğu üzere,
“Camiler,
beldelerin Allah’a en sevimli olan mekânlarıdır.”[1]
Değerli Müslümanlar!
Yüce Rabbimiz Kur’an-ı Kerim’de şöyle
buyurmaktadır: “Allah’ın mescitlerini ancak Allah’a ve ahiret gününe inanan,
namazını kılan, zekâtını veren ve yalnız Allah’tan sakınan kimseler imar ederler.
İşte bunların doğru yolu bulanlardan olmaları umulur.”[2] Camileri imar etmek, sadece onları inşa etmek
değildir. Camileri imar etmek; aynı safta omuz omuza huzura varabilmektir. Camilerin
kubbeleri altında, minarelerin gölgesinde birlik, beraberlik ve kardeşlik
şuuruna erebilmektir.
Kıymetli Müminler!
Aile bağlarının zayıfladığı, akraba ve
komşuluk ilişkilerinin tükenme noktasına geldiği bir çağda yaşıyoruz. İnsan,
günden güne yalnızlaşmakta, kalabalıklar içinde kimsesiz kalmaktadır. Dünya
nimetlerine aşırı meyletmenin yol açtığı huzursuzluk, kişinin; hayatı dünyadan
ibaret görmesine, maneviyattan uzaklaşmasına sebep olmaktadır. Yaşadığımız
bütün bu sıkıntıların çaresi ise; cami ile hayat arasındaki bağı
güçlendirmekten, İslam’ın evrensel hakikatlerini, bizi biz yapan değerleri
yeniden gündemimize taşımaktan geçmektedir.
Aziz
Müslümanlar!
Ramazan-ı şerifin huzur veren manevî havasından daha
fazla istifade edebilirsek özümüze dönebilir, kulluk şuurumuzu canlı
tutabiliriz. Çocuklarımızın zihin ve gönül dünyalarında Ramazan ayına dair güzel
hatıralar biriktirebilirsek geleceğe güvenle bakmalarına yardımcı
olabiliriz. Vaktin
merkezine namazı, hayatın merkezine camiyi yerleştirebilirsek dünya ve ahiret
saadetini elde edebiliriz.
Hutbemizi Sevgili
Peygamberimiz (s.a.s)’in şu müjdesiyle bitiriyoruz: “Bir kimse camiye gitme niyetiyle evinden
çıktığında, attığı bir adımı için kendisine bir sevap yazılır, diğer adımı için
de kendisinden bir günah silinir.”[3]
16 Şubat 2026 Pazartesi
RAMAZAN AYI VE ORUCUN ÖNEMİ
Ramazan Ayı ve Oruç İbadeti
Ramazan,mübarek üç aylardan bir tanesidir. Ramazan ayı denince akla oruç gelir. Ramazan ayında oruç tutmak Müslümanlara farz kılınmıştır. Ramazan ayında oruç tutulduğu için bu aya “oruç ayı”da denir.
Ramazan ayının üstünlüğü sadece oruç tutulan ay olmasından değildir. Ramazan ayının faziletli olmasının bir sebebi de Kur’anıkerim’in bu ayda indirilmeye başlanmasıdır. Bu konuda Yüce Allah şöyle buyurur: ”Ramazan öyle bir aydır ki, bu ayda Kur’an , insanlara yol gösterici ve doğruyu yanlıştan ayırıcı belgeler olarak indirildi. Sizden bu aya ulaşan oruç tutsun…”(Bakara,2/185)
Ramazan ayı içinde öyle bir gece vardır ki, o gece bin aydan daha üstündür. Bin ay yaklaşık 83 yıl dır .Yüce Allah Kur’an’da şöyle buyurmaktadır.”Biz onu (Kur’anı)Kadir gecesinde indirdik.”(Kadir suresi,97/1)
Ramazan ayının rahmet ve bereketi çok büyüktür. Bu ay da tevbe etmeli(yaptığımız günahlardan dolayı pişmanlık duymak ve bir daha yapmamak) , Kur’an’ı okumalı ve anlamını Türkçe meallerden okuyup düşünmeli, bol ,bol ibadet etmeli,Allah’ı anmalı,dua etmeli,yoksul ve muhtaçlara yardım etmeli ,hayvanları sevmeli ve korumalı… Bunlar yapılırsa Ramazan ayından yararlanmış oluruz.Dolayısıyla her zaman yapmamız gereken kulluk görevimizi yerine getirmiş oluruz
Oruç İbadeti
İslam dininin beş temel esasından biri de oruçtur. Oruç ibadeti Yüce Allah’ın kesin yapılmasını emrettiği bir ibadettir.İslam dininde oruç ibadetinin önemi çok büyüktür.
Orucun Tanımı: Tanyerinin ağarmasından başlayarak, güneşin batışına kadar (akşam vaktine kadar) yemekten,içmekten ve cinsel arzulardan uzak durmaya oruç ibadeti denir.
Ramazanın dışında da istediğimiz zaman oruç tutabiliriz. Oruç tutmanın fazileti çok büyüktür. Oruç ibadeti sadece aç kalmak ve cinsel arzulardan uzak kalmakla bırakılmamalı.Orucu tüm organlarla ve tüm duygularla tutmalıyız. Oruç ibadetiyle nefsimizi kontrol altına almalıyız .Oruçlu iken davranışlarımıza da düzeltmeliyiz. Kimseni aleyhinde konuşmamalıyız.Gıybet ve dedikodu gibi dinimizin yasakladığı kötü davranışlardan uzak durmalıyız. Ramazan ayında ki bu güzellikleri diğer aylarda da devam ettirmeliyiz.Çünkü her gün ayrı bir gündür ve her günün hesabı ayrı ayrı verilecektir.
Oruç Kimlere Farzdır
1-Oruç Müslüman olanlara,
2-Oruç akıllı olanlara
3-Ergenlik çağına girmiş olanlara
4-Sağlıklı olanlara
Hastalar oruç tutmaz. Hastalar iyileşince tutamadıkları oruçların kazasını yapar.Hiç iyileşmeyecek hastalar ,devamlı tedavi gören hastalar ile çok zayıf ve düşkün yaşlılar oruç tutmaz.Tutamadıkları oruçların her biri için bir fitre miktarı yiyecek veya para vermesi gerekir.Buna Orucun Fidyesi denir. Bu parayı veremeyecek durumda olanların ödemesi gerekmez.
5-Yolcu olmamak:Yolcu olanlar oruç tutmaya bilirler.Sonra kaza ederler.Yolcular isterse oruç tutabilirler.
6-Doğum yapan,emzikli anneler ve adet günlerinde bayanlar oruç tutmazlar. Daha sonra tutamadıkları oruçları kaza ederler.
7-Oruç tutmaya niyet etmek gerekir. Her ibadette niyet şarttır.Niyeti söz ile belirtiriz.Sahura kalkmak ta niyet sayılır.Niyet kalb ile düşünce de olması gerekir.Örneğin sözle niyet etmeyi unutan biri gündüz yemiyor içmiyor; çünkü o,oruçlu olduğunu biliyor.Önemli olan oruç tuttuğunu bilmesidir.
Ayrıca;oruçlu bir kimse açlık ve susuzluk yüzünden hayati bir tehlike ile karşılaşırsa orucunu bozabilir.Oruçlu bir kimse tehdit edilirse,can tehlikesi durumunda orucunu bozabilir.
Orucu Bozan Durumlar
A-Orucu Bozup Kefareti Gerektiren Durumlar:
Aşağıdaki durumlarda oruç bozulur ve kefaret gerekir. (61 gün oruç tutulması gerekir)
1-Oruçlu iken herhangi bir şey yemek ve içmek.
2-Ağza giren kar, yağmur ve doluyu bilerek ve isteyerek yutmak.
3-Sigara içmek, esrar, eroin, afyon gibi uyuşturucu maddeler kullanmak.
4-Cinsel ilişkide bulunmak.
5-Unutarak orucu bozan biri , nasıl alsa orucum bozuldu diyerek yiyip, içmek.
B-ORUCU BOZUP YALNIZ KAZAYI GEREKTİREN DURUMLAR:
Aşağıdaki durumlarda oruç bozulur ve sadece bozulan orucun bir günlük kazası yapılır.
1-Zorlama ve tehdit karşısında orucu bozmak.
2-Toprak ve toprak cinsi maddeler yemek.
3-Zeytin çekirdeği,nohut gibi şeyler yemek.
4-Pamuk ve kağıt gibi şeyleri yemek
5-Ham iken yenilmeyen bir meyveyi ham ve çiğ olarak yemek.
6-Fındık,fıstık gibi kabuklu yiyecekleri kabuğu ile yutmak.
7-Burundan içeriye su göndermek.
8-Ağıza alınan veya buruna çekilen suyu hata ile yutmak
9-Oruçlu olduğunu bildiği halde isteyerek ağız dolusu kusmak.
10-Unutarak yiyip içtikten sonra oruç bozuldu zannıyla bilerekyemek,içmek.
11-Ramazan orucu dışında bir orucu her hangi şekilde bozmak.
Orucun İnsana Sağladığı Yararlar
Oruç Allah’ın emri olduğu için tutulur.Faydalarını göz önüne alarak oruç tutmak uygun değildir. Sırf Allah’ın rızasını kazanmak için oruç tutulur. Bununla beraber her ibadetin bir hikmeti ve bazı faydaları vardır.Oruç ibadetinin de insana sağladığı bazı yararlar şunlardır:
Allah’ın rızası ve sevgisi kazanılmış olur.
Oruç insanın iradesini kuvvetlendirir.
Oruç insanı kötülüklerden uzaklaştırır.
Oruç nefsi terbiye eder.
Oruç açlığa susuzluğa ve sıkıntılara dayanma gücü kazandırır.
Oruçlu sabırlı olmayı öğrenir.
Oruç tutan bir kimse yoksul ve aç kimselerin durumlarını anlamalarını sağlar.
Oruç şefkat ve merhamet duygularını geliştirir.
Oruç insana ruh sağlığı kazandırır. Dini görevini yerine getirmekle insanın ruhu huzur bulur. Kalbi tatmin olur.
Orucun bedenimize de faydası vardır. Mide, kalp daha az çalışır ve bütün organlar dinlenir. Vücuttaki yağ ve besin depoları yenilenmiş olur.
Herkesin Ramazan ayını kutlar,Hayırlara vesile olmasını dilerim.
13 Şubat 2026 Cuma
Diyanet İşleri Başkanlığının 13.02.2026 Tarihli Cuma Hutbesi:RAMAZAN İKLİMİ
RAMAZAN İKLİMİ
Muhterem Müslümanlar!
Rahmet ve mağfiret ayı Ramazan-ı şerifin
gölgesi üzerimize düştü. Önümüzdeki Perşembe günü bu kutlu ayın ilk
gününü idrak edeceğiz.
Ramazan-ı şerif, bize Kur’an-ı Kerim’le gelir. Yüce Rabbimizin buyurduğu üzere,
“Ramazan; insanlar için bir hidayet rehberi, doğru yolun apaçık delilleri, hak ile batılı birbirinden ayıran ölçü olarak Kur’an’ın indirildiği aydır.”[i]
Evet, hayat rehberimiz Kur’an-ı
Kerim, yolumuzu aydınlatır. Gönüllerimize şifa, dertlerimize deva olur. Kur’an,
bizi şereflendirir. Kötülüklerden bizi korur. Ahlakıyla bizi süsler.
Cömertliğiyle bize ikramda bulunur. Şefaatiyle bizi cennete dâhil eder.
Aziz Müminler!
Ramazan-ı şerif, bize oruçla gelir. Oruç; bedenimize sıhhat, ruhumuza sekinet, hanelerimize huzur getirir. Oruç; bizi terbiye eder, Cenâb-ı Hakk’ın rızasına yakınlaştırır. Kalplerimizi günah kirlerinden arındırır, bizi takvaya ulaştırır. Yüce Rabbimiz bu hususta şöyle buyurur:
“Ey iman edenler! Oruç, sizden öncekilere
farz kılındığı gibi size de farz kılındı. Umulur ki takva sahibi olursunuz.”[ii]
Değerli Müslümanlar!
Ramazan-ı şerif, bize rahmetle gelir. Birlik, beraberlik ve kardeşliği, yardımlaşma ve dayanışmayı hatırlatır. Ramazan-ı şerif; yetimiyle öksüzüyle, zenginiyle fakiriyle; genciyle, yaşlısıyla ve çocuğuyla bizleri ümmet kılar. Bizi; akrabalarımız, komşularımız ve ihtiyaç sahibi kardeşlerimizle hemhâl eyler. Aramızdaki sevgi ve dostluğun pekişmesine katkı sunar.
Sevgili Peygamberimiz (s.a.s) bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyurur:
“Birbirinizle ilgi ve alakayı kesmeyin, birbirinize sırt çevirmeyin,
birbirinize kin beslemeyin, birbirinize haset etmeyin. Ey Allah’ın kulları!
Kardeş olun.”[iii]
Kıymetli Müminler!
Ramazan-ı şerif, bize bereketle gelir. Günahların
bağışlandığı sahurla, teheccüdle seherlerimiz nurlanır. Gün boyunca okunan
mukabelelerle gönlümüz huzura erer. Ülfet ve muhabbetin kaynağı iftar
sofralarıyla evlerimiz, ailemizle birlikte coşkuyla eda ettiğimiz Teravih
namazlarıyla camilerimiz şenlenir. Alın teri ile elde ettiğimiz helal
kazançlardan verilen sadaka, fitre ve zekâtlar, kardeşliğimizi pekiştirir.
Aziz
Müslümanlar!
Recep ve Şaban
ayı; Regâibiyle, Miracıyla, Beratıyla bizleri nasıl Ramazan-ı şerife
hazırladıysa bizler de evlerimizi, işyerlerimizi, camilerimizi ve sokaklarımızı
Ramazan-ı şerife hazırlayalım. İyilik
kapılarımızı sonuna kadar açalım, gönüllerimizi birbirine yaklaştıralım.
Kur’an’ın ilahi mesajlarını hayatımıza yansıtalım. Evveli rahmet, ortası
mağfiret, sonu cehennem azabından kurtuluş olan Ramazan-ı şerifin hikmetlerini
kuşanalım.
Bu vesileyle şimdiden Ramazan-ı şerifimizi tebrik ediyoruz. Hutbemizi Peygamber
Efendimiz (s.a.s)’in şu hadis-i şerifiyle bitiriyoruz: “Mübarek
Ramazan ayı geldi. Yüce Allah bu ayda size oruç tutmayı farz kıldı. Bu ayda
cennet kapıları açılır, cehennem kapıları kapanır...”[iv]
9 Şubat 2026 Pazartesi
6 Şubat 2026 Cuma
Diyanet İşleri Başkanlığının 06.02.2026 Tarihli Cuma Hutbesi:BİRLİK VE BERABERLİK
BİRLİK VE BERABERLİK
Muhterem Müslümanlar!
İnsanları toplum haline getiren, milletlerin
tarih sahnesinde yer almasını sağlayan değerlerden biri de birlik ve beraberlik
duygusudur.
Yüce dinimiz İslam; sevgi ve saygı içinde kardeşçe yaşamayı, şefkat ve merhametle birbirimize muamele etmeyi emretmektedir.
Cenâb-ı Hak, “Hep birlikte Allah’ın ipine, sımsıkı
sarılın. Bölünüp parçalanmayın…”[i]
buyurarak; ayrılığı,
kardeşlik bağlarını koparmayı, birbirimizden ilgi ve alakayı kesmeyi
yasaklamaktadır.
Aziz Müminler!
Birlik
ve beraberliğimizin en güzel tezahürü vatan sevgisinde ortaya çıkmaktadır. Zira
vatan;
tarihimizdir, kültürümüzdür, geçmişimizdir, geleceğimizdir. Hürriyetimiz için
her türlü sıkıntıya göğüs gerdiğimiz cennet yurdumuzdur. Uğruna canını veren
aziz şehitlerimizin ve cepheden cepheye koşan kahraman gazilerimizin bizlere bıraktığı
en kıymetli emanettir.
Kıymetli Müslümanlar!
Birlik ve beraberliğimizin,
hürriyet ve bağımsızlığımızın sembolü ise şanlı bayrağımızdır. Ay yıldızlı
bayrağımızın dalgalandığı yerde zulme ve zalime, korkuya ve kedere geçit
yoktur. Bizler; rengini şehitlerimizin kanından alan bayrağımızı başımızın
üstünde tutmayı şeref bildik. En mutlu günlerimizi onun gölgesinde yaşadık. Onu
gördüğümüz her yerde huzur bulduk. Bayrak şairimiz, içimizde yeşerttiğimiz bu duyguları ne de güzel ifade etmiştir:
Ey mavi göklerin beyaz ve kızıl süsü,
Kız kardeşimin gelinliği, şehidimin son örtüsü,
Işık ışık, dalga dalga bayrağım!
Senin destanını
okudum, senin destanını yazacağım.
Değerli Müminler!
Birlik ve beraberliğimizin en güçlü göstergelerinden biri de afet günlerinde ve zor zamanlarda gösterdiğimiz yardımlaşma ve dayanışma ruhudur. Nitekim üç yıl önce bugün, hepimizi derinden sarsan iki büyük deprem yaşadık. Her zaman olduğu gibi o gün de omuz omuza verdik. Enkazdan kurtulan her bir kardeşimiz için birlikte sevindik. Hayatını kaybeden her bir canımız için aynı hüznü yaşadık.
Rabbimizin inayeti, devletimizin iradesi ve milletimizin kenetlenmesiyle yaralarımızı sardık.
Aşımızı ve evimizi paylaşarak acılarımızı dindirdik.
“Müminler, birbirlerini sevmede, birbirlerine merhamet ve şefkat
göstermede, tıpkı bir organı rahatsızlandığında diğer organları da uykusuzluk
ve yüksek ateşle bu acıyı paylaşan bir bedene benzer”[ii] hadis-i şerifinin yaşayan şahitleri olduk.
Aziz Kardeşlerim!
Bugün bize düşen; birlik ve beraberlik ruhunu hayatımızın her alanına taşımaktır.
Sevgili Peygamberimiz (s.a.s)’in,
“Müminler bir binanın birbirini destekleyen tuğlaları
gibidir”[iii]
hadis-i şerifleri gereğince ellerimizi ve gönüllerimizi birbirine kenetlemektir. Aramızdaki
muhabbeti diri tutmak, kardeşlik bağlarımızı daha da güçlü kılmaktır. Unutmayalım
ki, aynı inanç ve idealler etrafında, bu cennet vatan üzerinde, ay yıldızlı
bayrağımızın gölgesinde bir ve beraber olduğumuz müddetçe aşamayacağımız
hiçbir engel, üstesinden gelemeyeceğimiz hiçbir zorluk yoktur.
Bu vesileyle Kahramanmaraş merkezli
depremler başta olmak üzere yaşadığımız afetler sebebiyle ahirete irtihal eden
kardeşlerimize, mukaddes değerlerimiz uğruna canını feda eden şehitlerimize
Cenâb-ı Hak’tan rahmet diliyoruz. Memleketimizi, aziz milletimizi ve bütün
insanlığı her türlü afetten, fitne ve fesadın şerrinden muhafaza etmesini Yüce
Rabbimizden niyaz ediyoruz.
2 Şubat 2026 Pazartesi
1 Şubat 2026 Pazar
30 Ocak 2026 Cuma
Diyanet İşleri Başkanlığının 30.01.2026 Tarihli Cuma Hutbesi:TÖVBEYE YÖNELMEK
TÖVBEYE YÖNELMEK
Muhterem Müslümanlar!
Bir defasında Sevgili Peygamberimiz (s.a.s) ölüm döşeğinde olan bir gencin ziyaretine gitti ve ona “Kendini nasıl hissediyorsun?” diye sordu. O genç, “Ey Allah’ın Resûlü! Rabbimin rahmetini ümit ediyorum, ama günahlarımdan da korkuyorum” diye cevap verdi. Bunun üzerine Allah Resûlü (s.a.s) şöyle buyurdu:
“Bir kulun kalbinde ümit ve korku bir arada olunca,
Allah ona umduğunu verir, korktuğundan da onu emin kılar.”[1]
Aziz Müminler!
İnsan, beşerdir; unutur, yanılır, hata eder. Kimi zaman Rabbinin emir ve yasaklarına uymakta rehavete kapılır, kimi zaman da kul ve kamu hakkını gözetmeyerek günaha dalar. Ancak şu hususlar çok önemlidir: Kişi, günahlarını küçük görmemelidir. Haramlarla övünmemelidir. Hata ve yanlışlarında ısrar etmemelidir.
Cenâb-ı Hak, takva sahibi müminlerin bu özelliğini bizlere şöyle haber vermektedir:
“Onlar, çirkin bir
şey yaptıkları veya kendilerine kötülük ettikleri zaman Allah’ı hatırlar, hemen
günahlarının bağışlanmasını dilerler. Zaten günahları Allah’tan başka kim
bağışlayabilir ki? Onlar, yaptıklarında bile bile ısrar etmezler.”[2]
Değerli Müslümanlar!
Zaman hızla akıp gidiyor. Ömür sermayemiz tükeniyor. Her geçen gün, ahiret hayatına bir adım daha yaklaşıyoruz. Dikkat edelim! Şu kısacık hayatımızın sonucu, ebedi mutluluk veya hüsrana uğramak olabilir. Bizim için en bereketli kazanç; Rabbimizin razı olduğu amelleri eda etmek, Peygamber Efendimiz (s.a.s)’in güzel ahlakını kuşanmaktır. İyilikleri düstur edinmek, kötülüklerden uzak durmaktır. En büyük kaybımız ise; ‘Nasıl olsa Allah affeder’, ‘Vakti gelince tövbe ederim’ gibi düşüncelere kapılarak günahlara dalmak, tövbe kapısını aralamayı ihmal etmektir.
Sevgili Peygamberimiz (s.a.s) hadis-i şeriflerinde,
“Her insan hata yapar; hata yapanların en hayırlısı ise hatasına
tövbe edendir”[3]
buyurmaktadır.
Kıymetli Müminler!
Önümüzdeki Pazartesi’yi Salı’ya bağlayan gece, Ramazan ayının
müjdecisi olan Berat Kandilini idrak edeceğiz. Bu mübarek geceyi, hayatımıza
yeni bir başlangıç için fırsat bilelim. Hatalarımızı gözden geçirelim,
işlediğimiz günahlara tövbe edelim. Ruhumuzu huzursuzluğa, ailemizi mutsuzluğa,
iş ve ticaretimizi bereketsizliğe götüren her türlü haramdan uzak duralım.
Zaaflarımıza yenik düşüp günaha düştüğümüzde ise Yüce Rabbimizin af ve
mağfiretine sığınalım. Unutmayalım ki, günah, kalpte iz bırakan bir leke
gibidir. Küçük görülen bu leke, süreklilik arz ederse giderek büyür ve kalbin
kararmasına sebep olur. Kalp
kararınca da akıl, idrak edemez; göz, hakkı göremez; kulak hakikati duyamaz,
dil doğruyu söyleyemez hale gelir.
Bu vesileyle Berat Kandilimizi
şimdiden tebrik ediyoruz. Hutbemizi Yüce Rabbimizin şu müjdesiyle bitirmek
istiyorum:
“De ki: Ey kendi aleyhlerine
günahta haddi aşan kullarım! Allah’ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin. Şüphesiz
Allah bütün günahları affeder. Çünkü O, çok bağışlayandır, çok merhamet
edendir.”[4]
27 Ocak 2026 Salı
23 Ocak 2026 Cuma
Diyanet İşleri Başkanlığının 23.01.2026 Tarihli Cuma Hutbesi:AKRAN İLİŞKİLERİ
AKRAN İLİŞKİLERİ
Muhterem Müslümanlar!
İnsanlar
arasındaki iletişimin özü sevgi ve saygıya dayanmaktadır. Zira kalpler sevgiyle
yumuşar, saygıyla huzura erer. Dostluklar sevgiyle kurulur, saygıyla devam
ettirilir. Ailede güven, toplumda muhabbet sevgi ve saygıyla tesis edilir.
Sevgi
ve saygının olmadığı yerde; huzursuzluk, baskı ve dışlanma olur. Küçük
anlaşmazlıklar büyük tartışmalara dönüşür. Sabır ve tahammül zayıflar, öfke
kontrol edilemez. Merhamet yerini şiddete, muhabbet yerini nefrete bırakır.
Aziz
Müminler!
Yaşadığımız çağın sorunlarından biri de, sevgi ve saygıdan mahrum kalan gençlerin birbirlerine karşı kaba, sert ve aşağılayıcı tavırlar sergilemesidir. Akran zorbalığı olarak karşımıza çıkan bu kötü haslet; alay etmek ve kırıcı sözler söylemekten çok daha öteye giderek, fiziksel şiddete, hatta cana kıymaya dönüşmüş durumdadır. Tek tip elbise giyinmeyi, aynı görünüşe sahip olmayı, suça bulaşmayı, aklı örten uyuşturucu madde kullanmayı, cezaevine girip çıkmayı marifet sayan bu anlayış gençlerimiz arasında daha fazla görünür hale gelmektedir. Şiddet içerikli sinema, dizi film, oyun ve dijital mecralar ise bu hadiselerin daha da yaygınlaşmasına zemin hazırlamaktadır.
Oysaki Peygamber Efendimiz (s.a.s), hadis-i şeriflerinde şöyle buyurmaktadır:
“Her Müslüman’ın diğer Müslüman’a canı,
namusu ve malı haramdır, dokunulmazdır.”[1]
Kıymetli
Gençler!
Duygularınızı istismar edip kendi kötülüklerine sizi alet etmek, hayallerinizi karartmak ve umutlarınızı çalmak isteyenlere karşı daha dikkatli olmalısınız. Allah’a kulluk, aileye hürmet, insanlığa faydalı olmak sizler için gaye olmalıdır. Unutmayınız ki; korkuyla, baskıyla ve şiddetle gelecek inşa edilemez. Sevgili Peygamberimiz (s.a.s)’in buyurduğu üzere,
“Mümin
cana yakındır. İnsanlarla yakınlık kurmayan ve kendisiyle yakınlık kurulamayan
kimsede hayır yoktur.”[2] Zorbalık,
güç değil acizliktir. Alay etmek, eğlence değil hayâsızlıktır. Cana kast etmek,
saygınlık değil cehennem ateşidir. Genç Kardeşim! Sana zorbalık değil, nezaket ve
zarafet yaraşır.
Değerli Anne Babalar!
Kıymetli Eğitimcilerimiz ve Hocalarımız!
Aziz Kardeşlerim!
Allah Resûlü (s.a.s)’in
, “Bakmakla yükümlü
olduğu kimseleri ihmal etmesi, kişiye günah olarak yeter”[3] hadis-i şerifi apaçık ortadayken bu kötü gidişata duyarsız olamayız.
Merhamet ikliminden yoksun olanların acımadan kan dökmesine ve bunu
meşru göstermesine seyirci kalamayız. Gençlerimizi, fitne ve fesat ateşi yakmak isteyen şer odaklarının
insafına terk edemeyiz. Aileler, okullar, camiler, kurum ve kuruluşlar, medya,
hâsılı toplumun bütün kesimleri olarak el ele vermeliyiz. İnsanın mukaddes olan
canına ve nesline zarar veren zorbalığa karşı birlikte hareket etmeliyiz. İyiliğin
ve merhametin hâkim olduğu, can ve mal güvenliğinin sağlandığı bir toplum inşası
için sorumluluklarımızı hakkıyla yerine getirmeliyiz.
Hutbemizi Yüce Rabbimizin
şu ayet-i kerimesi ile bitirmek istiyorum:
“O
akıl sahipleri; Allah’ın, korunmasını emrettiği haklara riayet eden, Rablerine
saygıda kusur etmeyen, ahiret hesabının kötü sonuç vermesinden korkan
kimselerdir.”[4]



