Yüce Allah (c.c.) şöyle buyurmaktadır:
Efkan Vural'ın Yazıları
29 Aralık 2025 Pazartesi
27 Aralık 2025 Cumartesi
HAFTANIN HADİSİ
Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v)şöyle buyurur:
“Kişinin iyi Müslüman olduğunun işaretlerinden biri de faydasız söz ve lüzumsuz işleri terk etmesidir”
(Tirmizî, Zühd, 11.)
Diyanet İşleri Başkanlığının 26.12.12.2025 Tarihli Cuma Hutbesi: KİMLİĞİMİZ GELECEĞİMİZDİR
KİMLİĞİMİZ GELECEĞİMİZDİR
Muhterem Müslümanlar!
Her toplumun kendine özgü bir
kimliği vardır. Milletler, bu kimlikle tarihteki yerlerini alırlar. Millî ve
manevi değerlerini bu kimlikle muhafaza ederler. Aile olmayı bu kimlikle sağlar;
sanat ve mimarilerini, şehir ve medeniyetlerini bu kimlikle oluştururlar.
Geleceklerini bu kimlikle ayakta tutarlar.
Aziz Müminler!
Bizi biz yapan, bizi millet kılan, birlik ve beraberlik içinde kardeşçe yaşamamızı sağlayan unsurlardan biri de Müslüman kimliğimizdir.
Bu kimlik, mayasını şu ayet-i kerimeden alır:
“Biz, Allah’ın boyasıyla boyandık. Kimin boyası Allah’ın boyadığı renkten daha güzeldir ki! Biz, yalnızca O’na kulluk ederiz.”[i]
Bu kimliğin harcında, Kur’an’ı Kerim ve Sünnet-i Seniyye’den beslenen rahmet
pınarları vardır. Bu kimliğin temelinde, zamana ve zemine göre değişmeyen İslam
ahlakı vardır. Bu kimliğin inşasında, rahmet ve merhameti, adalet ve iyiliği
kuşanmak vardır.
Kıymetli Müslümanlar!
Tarih sahnesinden silinen milletler, önce yabancı kültürlerin etkisi altına girmişler, sonra kimliklerine yabancılaşmışlardır. Nihayetinde medeniyetlerini ve geleceklerini kaybetmişlerdir. Bugün, insanlık, ahlaki bir yozlaşma ile karşı karşıyadır. Sınır tanımayan bir tarzda gerçekleştirilen eğlencelerle tertemiz yaratılan fıtrat bozulmak istenmektedir. İnsanın; zamanını ve imkânlarını harcadığı ölçüde mutlu olabileceği algısı üretilmektedir. Özüne ve kültürüne yabancı, kimliksiz nesiller oluşturulmaya çalışılmaktadır. Yüce Rabbimiz, yeryüzünde bu kötülüklere sebep olanları bizlere şöyle tanıtmaktadır:
“İnsanlardan öyleleri vardır ki, eline
güç geçtiğinde bozgunculuk çıkarıp ürünleri, kültürleri ve nesilleri yok etmeye
çalışır. Allah ise bozgunculuğu asla sevmez.”[ii]
Aziz Müslümanlar!
Takvimden kopardığımız her yaprak, aslında hayatımızdan eksilen bir günün sessiz şahididir. Önümüzdeki hafta yeni bir miladi yıla girecek, ömür sayfamızdan bir yılı daha geride bırakmış olacağız. Bu günler; değerlerimiz ve kimliğimizle bağdaşmayan eğlencelerle hayatımızı zayi ettiğimiz günler olmamalıdır. Bu günler; inancımızda ve kültürümüzde yeri olmayan sembollerle evlerin, işyerlerinin ve sokakların donatıldığı bir ortama çevrilmemelidir. Bu günler; bedenimize ve ruhumuza zarar veren alkolün tüketildiği bir zaman dilimi haline getirilmemelidir. Bu günler; içinde alın teri olmayan, kendisiyle hayır yapılamayan, adı ne olursa olsun kumar, piyango ve şans oyunlarının oynandığı bir hale dönüştürülmemelidir.
Peygamber Efendimiz (s.a.s) bir hadis-i şeriflerinde,
“Kişinin iyi Müslüman olduğunun işaretlerinden biri de faydasız söz ve
lüzumsuz işleri terk etmesidir”[iii]
buyurmaktadır.
Değerli Kardeşlerim!
Ömür nimetinin her anını paha biçilmez
bir hazine olarak görelim.
Yüce Rabbimizin,
“İnsanların hesaba çekilecekleri gün iyice yaklaştı;
hâlbuki onlar gaflet içinde haktan yüz çevirmektedirler”[iv] ikazına
kulak verelim. Bugüne kadar nasıl yaşadığımızı gözden geçirirken,
halimizi ve geleceğimizi ebedi yurdumuz olan ahirete göre şekillendirelim. Unutmayalım ki, uzak gördüğümüz
ölüm ve hesap bize çok yakındır.
[i] Bakara, 2/138.
[ii] Bakara, 2/205.
[iii] Tirmizî, Zühd, 11.
[iv] Enbiyâ, 21/1.
Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü
25 Aralık 2025 Perşembe
23 Aralık 2025 Salı
21 Aralık 2025 Pazar
Üç Aylar Başlıyor
🌙
Bugün 21 Aralık Pazar.Üç ayların başlangıcı.
Dinimizde çok fazileti sayılan üç aylar Recep,Şaban ve Ramazan aylarıdır.
20 Aralık 2025 Cumartesi
Diyanet İşleri Başkanlığının 19.12.12.2025 Tarihli Cuma Hutbesi: HER ANIMIZI EBEDİ KAZANCA DÖNÜŞTÜREBİLİRİZ
HER ANIMIZI EBEDİ KAZANCA DÖNÜŞTÜREBİLİRİZ
Muhterem Müslümanlar!
Zaman, Cenâb-ı Hakk’ın yarattığı
hem büyük bir nimet hem de önemli bir imtihandır. Aslında zamanın uzunluğu ve
kısalığı yaşadığımız duygularla ilgilidir. Öyle zaman olur ki, bir ömre bedeldir;
geçmesini istemeyiz. Öyle zaman da olur ki, hüzün kaplar dört bir yanımızı, hemen
bitmesini isteriz. Bir an gelir huzurla dolar ruhumuz, gönlümüz şenlenir. Bir
an da gelir kâbus gibi çöker üstümüze, kalbimiz daralır. Bununla birlikte bazı
vakitler vardır ki, Yüce Allah, rahmet ve mağfiret kapılarını ardına kadar
açmış, onları kullarına ikram etmiştir. İşte önümüzdeki Pazar günü karşılayacağımız
üç ayların ilki olan Receb ayı, Perşembe’yi Cuma’ya bağlayan gece idrak
edeceğimiz Regaib Kandili Yüce Rabbimizin bizlere bir ikramıdır.
Ey Genç Kardeşim!
Sana lütfedilen ömrün en
bereketli dönemini yaşamaktasın. Peygamber Efendimiz (s.a.s)’in, hiçbir
gölgenin bulunmadığı kıyamet gününde arşın gölgesinde olacaklar arasında
zikrettiklerinden biri de sensin.[1]
Hayatının bu dönemini; ebedi mutluluğa götürecek faydalı işlerle de sonrasında
pişmanlık duyacağın yanlışlarla da geçirmek senin elindedir. Zamanını; alnını
secdeyle buluşturup bereketlendirmek de aklını örten alkol, sağlığını tehlikeye
atan uyuşturucu maddelerle ziyan etmek de senin elindedir. Günlerini oruçla
geçirip sekinete ermek de zina ve fuhşiyat ile hayatını zindana çevirmek de
senin elindedir. Yapacağın küçük bir iyilik ya da bir yetimi sevindirdiğin için
Peygamberimiz (s.a.s)’e ebedi âlemde komşu olmak da ocaklar söndüren kumar ve
şans oyunlarıyla hem kendi hem de sevdiklerinin hayatını zindana çevirmek de
yine senin elindedir.
Ey Anne Babalar!
Tıpkı zaman gibi çocuklarımız da
bize emanettir. Onların hata ve günahlara sürüklenmelerinin en başında
ilgisizlik gelmektedir. Çocuklarımız bizlerden; kendilerine değer vermemizi, iyi
günde de zor günde de yanlarında olmamızı beklemektedir. Evet, rahmet yağmurlarının
sağanak sağanak yağacağı günlerin gölgesi üzerimize düştü elhamdülillah. Üç aylar
ve Kandil Geceleri; tövbeye
kapı, umuda pencere, gönle şifa olan manevi bir iklimdir. Bu bereketli vakitleri; çocuklarımızla el ele gönül gönüle verebilmenin, evimizde aynı
sofrayı, camilerimizde aynı safı paylaşabilmenin vesilesi kılmak en büyük
kazancımız olacaktır.
Kıymetli Müminler!
Sevgili Peygamberimiz (s.a.s), bir kudsî hadislerinde Yüce Rabbimizin şöyle buyurduğunu bizlere haber vermektedir:
“Âdemoğlu zamana kahreder. Hâlbuki zamanı var eden benim! Gece de gündüz de benim elimdedir.”[2]
Evet, ey aziz kardeşlerim! Bize düşen;
zamanın kıymetini bilip her anımızı ebedi kazanca dönüştürmektir. Rabbimizin emrinde,
Peygamberimiz (s.a.s)’in izinde bir ömür geçirmektir. Hayat rehberimiz Kur’an-ı
Kerim’le hemhal olmak, onun nuruyla evlerimizi bereketlendirmektir. Heva ve
hevesimizin değil, Rabbimizin rızasını kazanmanın gayretinde olmaktır. Kötü alışkanlıklarımızı
geride bırakmak, hem kendimizi hem de çocuklarımızı cehennem azabından
korumaktır.
Şimdiden üç
aylarımızı ve Regaib Kandilimizi tebrik ediyor, hutbemizi; fani ömrümüzü baki
mutluluğa çevirmenin yollarını gösteren Asr sûresinin mealiyle bitirmek
istiyorum:
“Asra yemin olsun ki, insan gerçekten ziyandadır. Ancak, iman
edip salih ameller işleyenler, birbirlerine hakkı ve sabrı tavsiye edenler
bundan müstesnadır.”[3]
17 Aralık 2025 Çarşamba
15 Aralık 2025 Pazartesi
13 Aralık 2025 Cumartesi
BİR GARİP ÖLDÜ DİYELER
Bizim Yunus dediğimiz Yunus Emre, milletimizin özü ve ruhudur. Şiirlerinde Türkçemizi çok güzel kullanarak Türk Milletinin gönlüne taht kurmuştur. Onun şiir ve ilahileri dilden dile yürekten yüreğe dolaşıp durmaktadır.
Şöyle Garip Bencileyin Şiirinde beni en çok etkileyen şu mısralara bayılıyorum.
Bir garip ölmüş diyeler
Üç günden sonra duyalar
Soğuk su ile yuyalar
Şöyle garip bencileyinBir garip (fakir) öldüğünde ölüm haberi geç duyulur.Soğuk su ile yıkanır ve kefenlenir. Cenazesine katılım az olur.Ama zengin soylu ve makam sahibi birinin cenazesi erken duyulur.Cenazesi çok kalabalık olur.Herkes cenazeye gelir,Çünkü menfaat ilişkileri bunu gerekli kılar.İşte Yunus Emre insanın karakterini ne kadar güzel anlatır.
ŞÖYLE GARİP BENCİLEYİN
Acep şu yerde varm'ola Şöyle garip bencileyin Bağrı başlı gözü yaşlı Şöyle garip bencileyin Gezdim Rum ile Şam'ı Yukarı illeri kamu Çok istedim bulamadım Şöyle garip bencileyin Kimseler garip olmasın Hasret oduna yanmasın Hocam kimseler duymasın Şöyle garip bencileyin Söyler dilim ağlar gözüm Gariplere göynür özüm Meğer ki gökte yıldızım Şöyle garip bencileyin Nice bu dert ile yanam Ecel ere bir gün ölem Meğer ki sinimde bulam Şöyle garip bencileyin Bir garip ölmüş diyeler Üç günden sonra duyalar Soğuk su ile yuyalar Şöyle garip bencileyin Hey Emre'm Yunus biçare Bulunmaz derdine çare Var imdi gez şardan şara Şöyle garip bencileyinYUNUS EMRE
12 Aralık 2025 Cuma
Diyanet İşleri Başkanlığının 12.12.2025 Tarihli Cuma Hutbesi:İNSAN: KÂİNATIN GÖZBEBEĞİ
İNSAN: KÂİNATIN GÖZBEBEĞİ
Muhterem Müslümanlar!
Her doğan gün batacak, her can ölümü tadacaktır.
Yaratılan her şey nihai sonla karşılaşacaktır. Denizler kaynayacak, dağlar
yerinden oynayacak, yıldızlar dökülecektir. Kabirlerde olanlar dışarı
çıkartılacak ve her insan; dünyada neleri yaptığını, neleri de yapmadığını
anlayacaktır.
Kıymetli Müminler!
İnsan vardır; niçin yaratıldığını, nereden
geldiğini ve nereye gittiğini düşünmez. Kendini unutur, Rabbini unutur, ölümü
unutur, hesabı unutur, cennet ve cehennemi unutur. Kötülüğün gölgesinde
dolaşır; kalp kırar, gönül incitir. Kâbil olur cana kıyar. Kârun olur
zenginliğiyle şımarır. Nemrut olur mülküyle övünür. Ebû Cehil olur, hak ve
hakikati göremez. İnsan da vardır; dünyayı ahiretin tarlası bilir, hem dünyası
hem de ahireti için çalışır. Ahmed Yesevî olur, Hacı Bayrâm-ı Velî olur, Hacı
Bektâş-ı Velî olur, Mevlânâ olur, Yunus Emre olur, sözleriyle yürekleri
fetheder.
Ey Aziz İnsan!
Sen, âlemin özüsün, kâinatın gözbebeğisin. Hâlık-ı
zü’l-Celâl’in gözdesisin. Dünyayı ve içindekileri yaratıp senin hizmetine sunan
Allah Teâlâ’dır. Yaratılışını en güzel şekilde yapan O’dur. İyiyi kötüden ayırt
edebilecek izan ve şuuru sana veren O’dur. Huzur ve mutluluğun yollarını sana gösteren
kitaplar gönderen, peygamberleri senin için rehber kılan O’dur. Tüm bunlara
rağmen, “Ey insan! Kerim olan Yüce Rabbine
karşı seni yanıltıp aldatan nedir?”[i]
Seni Allah’a kul olmaktan alıkoyan nedir? Emrettiklerini yapmaya, yasaklarından
kaçınmaya engel olan nedir?
Değerli Müslümanlar!
Bugün maalesef birçok zıtlığı daha fazla bir arada yaşamaktayız. Bir yanda;
kendisi, ailesi, milleti ve tüm insanlık için dünyayı cennet kılmaya uğraşanlar
varken, diğer yanda mazlum ve masumlara zulmederek yeryüzünü cehenneme çevirmek
isteyenler var. Bir yanda karıncayı dahi incitmeyen nezaket ve zarafet sahibi
insanlar varken, öte yanda kibir ve gururla yürüdüğü yolları, geçtiği diyarları
yakıp yıkanlar var. Bir yanda iyilik ve merhametin hayat bulması için çabalayanlar
varken, diğer yanda yaptıkları kötülüklerle insanlığı zifiri karanlığa mahkûm
bırakmak isteyenler var. Peygamber Efendimiz (s.a.s), hadis-i
şeriflerinde bu ikilemi şöyle ifade etmektedir: “Mümin aziz ve cömerttir.
Fâcir ise saygısız ve cimridir.”[ii]
Muhterem Müminler!
Her şey akar, su, tarih,
yıldız, insan ve fikir;
Oluklar çift; birinden
nur akar; birinden kir.
Evet, hem nurun hem de kirin aynı anda aktığı bu dünyada biz müminlere düşen;
bulunduğumuz
her yeri imanımızla güven yurduna, ibadetlerimizle huzur ve mutluluk diyarına,
güzel ahlakımızla ülfet ve muhabbet ortamına dönüştürmektir. Kötülüğe ve
haksızlığa geçit vermemek; sevgiyi ve muhabbeti hayatımızın her alanına hâkim
kılmaktır.
Hutbemizi,
Allah Resûlü (s.a.s)’in şu hadis-i şerifleriyle bitirmek istiyorum: “Öyle insanlar vardır ki âdeta hayrın
anahtarları, şerrin kilitleri gibidir. Öyleleri de vardır ki, şerrin
anahtarları, hayrın kilitleri gibidir. Ne mutlu! Yüce Allah’ın, hayrın
anahtarlarını kendilerine verdiği kimselere…”[iii]
8 Aralık 2025 Pazartesi
5 Aralık 2025 Cuma
Diyanet İşleri Başkanlığının 05.12.2025 Tarihli Cuma Hutbesi:İNSAN, HUZURU İBADETLE ELDE EDER
İNSAN, HUZURU İBADETLE ELDE EDER
Muhterem
Müslümanlar!
Kainatta her varlık belli bir amaca yönelik
yaratılmıştır. Varlıklar içerisinde akıl ve iradesiyle seçkin bir yere sahip
olan insan da yüce bir gaye
için dünyaya gönderilmiştir. Cenâb-ı Hak, bu hususu, “İnsan, kendisinin başıboş bırakılacağını mı zanneder?”[1]
ayet-i kerimesiyle bizlere haber vermiştir.
Aziz Müminler!
İbadet, samimi bir niyetle İslâm’ın emir ve yasaklarını gözetmektir. Yüce
Rabbimizin verdiği sayısız nimetlere şükretmektir. İbadet,
imanın hayata yansımış halidir. İnsanı
kötülüklerden koruyan bir kalkan, huzura ve mutluluğa ulaştıran bir kılavuzdur.
Kıymetli Müslümanlar!
İbadetler
sadece kişiye değil, bütün bir topluma iyilik ve hayır getirir. Evet, namaz
kişiyi; hayâsızlıktan, günahlardan ve yanlışlardan korur. Bununla birlikte mümin,
namaz kıldığı halde Allah’ın emir ve yasaklarını çiğnemeye; ailesine, komşusuna
ve diğer insanlara eziyet etmeye devam ediyorsa kıldığı namazları gözden
geçirmelidir. Zekât, insana paylaşmayı, ihtiyaç sahiplerine destek olmayı,
cimrilik ve tembellikten arınmayı hatırlatır. Müslüman; bencillik, cimrilik,
hırs, haset,
israf, faiz, gurur ve kibirden uzaklaşmadığı müddetçe zekâtın gerçek mahiyetini
kavrayamamış demektir. Hac, insanların Allah katında bir tarağın dişleri gibi
denk olduğunu, tevhit ve vahdeti, marifet ve hikmeti, mahşeri ve hesabı
hatırlatıyorsa amaç hasıl olmuştur. Oruç, insana takvayı ve sabrı öğretir. Şayet
mümin; yalan söylemeyi, gıybet ve dedikoduyu, kul ve kamu hakkı yemeyi
sürdürüyorsa hadis-i şerifte işaret edildiği üzere oruçtan kendisine sadece
açlık ve susuzluk kalmıştır.[2]
Değerli
Müminler!
İbadetler sadece
belli bir zaman ve belli bir mekanla sınırlı değildir. Aramızda sevgi, saygı, şefkat ve merhameti
yaymamız, iyiliği yeryüzünde egemen kılmak için gayret göstermemiz de bir ibadettir.
Aile fertlerine karşı sorumluluklarımızı yerine getirmemiz, onlara şefkat ve
merhametle davranmamız, yetim ve muhtaçları sevindirmemiz de bir ibadettir. Rızkımızı
helalinden kazanıp helal yollarda harcamamız da bir ibadettir. Çalışmamız ve
üretmemiz; vatanımıza, milletimize ve tüm insanlara faydalı olmamız da bir ibadettir.
Yeri geldiğinde insanlara eziyet veren küçücük bir engeli yoldan kaldırmamız
dahi ibadettir.
Aziz Kardeşlerim!
Müslüman için ibadetin olmadığı bir hayat
düşünülemez. “Kulluğunuz ve niyazınız olmasa
Allah size ne diye değer versin!”[3] buyuran Yüce Rabbimize
ibadet etmek, O’nun rızasını kazanmak, sevgisine nail olmak bizler için kazançların
en büyüğüdür. Resûl-i Ekrem (s.a.s)’in “…Allah katında amellerin en sevimlisi, az da
olsa devamlı olanıdır”[4] hadis-i şerifi
gereğince ömür sermayemizi ibadetlerle ve salih amellerle
değerli kılmak, karşılığında da ahiret yurdunu elde etmek ne kıymetli bir kazançtır.
Çocuklarımıza güler yüz ve tatlı dille ibadet alışkanlığı kazandırmak onlara
bırakabileceğimiz en değerli mirastır.
Hutbemizi Sevgili Peygamberimiz (s.a.s)’in şu duasıyla bitirmek istiyorum: “Allah’ım! Seni zikretmek, sana şükretmek
ve sana güzelce ibadet etmek için bana yardım et!”[5]
1 Aralık 2025 Pazartesi
28 Kasım 2025 Cuma
Diyanet İşleri Başkanlığının 28.11..2025 Tarihli Cuma Hutbesi:FEDAKÂRLIĞIN ZİRVESİ: ÎSÂR
FEDAKÂRLIĞIN ZİRVESİ: ÎSÂR
Muhterem Müslümanlar!
Yüce dinimiz İslam’ın temel gayelerinden biri de
Allah rızası için birbirini seven, birbirine yardım eden, iyilikte yarışan
erdemli insanların oluşturduğu bir toplum inşa etmektir. İslam, bunun yolunu da
bize göstermiştir. Bu yol, sevgi ve kardeşlik temeline dayanan; kişiyi bencillik,
cimrilik ve kıskançlık gibi kötü hasletlerden arındıran îsâr duygusudur.
Aziz Müminler!
Îsâr; yalnızca
Allah’ın rızasını gözeterek insanların ihtiyaçlarını imkânımız
nispetinde karşılamaya gayret göstermektir. Kendimizi düşündüğümüz
kadar hatta daha da fazla başkalarını düşünmektir. Îsâr;
şefkat, merhamet ve sabırla anne ve
babamızın, eş ve çocuklarımızın gönüllerini hoş tutabilmektir. Engelli kardeşlerimize hayatı kolaylaştırmak; göremeyenin
gözü, konuşamayanın dili, işitemeyenin kulağı, yürüyemeyenin ayağı, tutamayanın
eli olabilmektir. Îsâr; içinde yaşadığımız toplumun, hatta bütün insanların
iyiliğe ve hayra ulaşması için kimi
zaman malımızdan, kimi zaman rahatımızdan vazgeçmektir. Kimi zaman yanı
başımızdaki komşularımızın, kimi zaman akrabalarımızın, kimi zaman da Gazze’deki mazlum kardeşlerimizin yanında olmak,
maddi ve manevi desteğimizi onlardan esirgememektir. Yeri geldiğinde ise din, vatan ve mukaddesat uğruna
canımızı feda etmektir.
Kıymetli Müslümanlar!
Bizler, fedakârlığın en güzel örneklerini Peygamber
Efendimiz (s.a.s) ve güzide ashabından öğrendik. Onlar, başlarına gelen bütün
zorluklara göğüs germişler, insanların gönüllerinin İslam’a ısınmaları için var
güçleriyle çalışmışlar, onlar için Cenâb-ı Hakk’a daima dua etmişlerdir. “Onlar, yiyeceklerini yoksula, yetime ve
esire seve seve ikram ederler. Ve şöyle derler: Biz size Allah için ikram
ediyoruz; sizden ne bir karşılık ne de bir teşekkür bekliyoruz”[1] ayet-i kerimesinin yaşayan örnekleri olmuşlardır.
Değerli Müminler!
Sevgili
Peygamberimiz (s.a.s) bir hadis-i şeriflerinde, “Kendiniz için istediğinizi
mümin kardeşiniz için de istemedikçe gerçek anlamda iman etmiş olamazsınız”[2]
buyurmaktadır. Hal böyleyken,
bugün basit gibi görünen ancak îsâr ahlakımızla çözebileceğimiz nice
davranışlara şahit olmaktayız. Bir yandan birbirine ikram için yarışan
insanların öte yandan trafikte yol vermemesi, hatta bunun için tartışması,
ambulans ve itfaiye araçlarının geçişini engellemesi, emniyet şeridini ihlal
etmesi, engellilere ayrılan park
yerlerine araçlarını park etmesi ne kadar da ibretlik bir durumdur.
Çocuklarını uyuturken ya da hastası varken evinde parmaklarının ucuna basarak
yürüyen ve fısıltıyla konuşanların televizyon ya da müziğin sesini sonuna kadar
açarak komşusunu, hastaları rahatsız etmesi ne kadar da düşündürücü bir
tablodur. Kendisi için bir şey almak ya da evine sağlıklı gıda götürmek için
kılı kırk yaranların sattığı şeyin kusurunu gizlemesi, son kullanma tarihi
geçmiş malların etiketlerini değiştirmesi, helal haram hassasiyetini kaybetmesi
ne kadar da acı bir haldir. Kişinin; toplu taşıma araçlarında kendi konforunu
önceleyip hasta, hamile ve yaşlıları ötelemesi ne kadar da üzücü bir husustur.
Aziz Müslümanlar!
Îsâr’ın gereği;
“İyilik ve takvâ hususunda yardımlaşın”[3] ilahi davetine icabet ederek nerede bir ihtiyaç sahibi varsa onun yardımına
koşmak, hayatı birbirimize yaşanılır kılmaktır. Her yüreğe huzur ve mutluluk
ulaştırmak, bir yetimin duasında, bir garibin tebessümünde yer almaktır.
Hutbemizi
Peygamber Efendimiz (s.a.s)’in hadis-i şerifleriyle bitirmek istiyorum: “Kul, kardeşinin yardımında olduğu sürece,
Allah da onun yardımcısı olur.”[4]
24 Kasım 2025 Pazartesi
22 Kasım 2025 Cumartesi
21 Kasım 2025 Cuma
Diyanet İşleri Başkanlığının 21.11..2025 Tarihli Cuma Hutbesi:ŞİDDETİN ÇARESİ MERHAMET EĞİTİMİ
ŞİDDETİN ÇARESİ MERHAMET EĞİTİMİ
Muhterem
Müslümanlar!
İnsan,
yeryüzünün en değerli varlığıdır. Her türlü saygıya layıktır. Kadın, erkek,
çocuk, genç, yaşlı ayırt edilmeksizin her insanın canı mukaddestir. Dolayısıyla
kimden gelirse gelsin, kim maruz kalırsa kalsın ve gerekçesi ne olursa olsun
şiddetin hiçbir çeşidi kabul edilemez. İster ailede, ister sosyal hayatta,
isterse dijital mecralarda söz, tutum ve davranışlarla hiç kimseye zarar
verilemez, kimsenin şeref ve haysiyetine dil uzatılamaz. Peygamber Efendimiz
(s.a.s), Müslümanı şöyle tarif etmektedir: “Müslüman, elinden ve dilinden insanların güvende olduğu kişidir.”[i]
Aziz Müminler!
Şiddetin
sıradan bir hal aldığı, akran zorbalığının her geçen gün yaygınlaştığı, insanların
birbirleriyle kavgalarını sosyal medyada paylaşmayı marifet saydığı; sokakta,
toplu taşımada ve trafikte mal ve can emniyetinin hiçe sayıldığı bir dönemden
geçmekteyiz. Alkol, kumar ve uyuşturucu
madde gibi bağımlılıklar, kötülüklere sevk eden dijital oyunlar, yanlış
örneklerle kirlenen ekranlar maalesef şiddetin günden güne yayılmasına zemin
hazırlamaktadır. Oysa şiddet hiçbir sorunu çözemez. Aksine sevgiyi bitirir,
insanı yalnızlaştırır, toplumu çürütür. Nitekim ümmeti olmakla şeref duyduğumuz
Sevgili Peygamberimiz (s.a.s)’in hayatında
şiddetin izine dahi şahit olunmamıştır. O, “Kıyamet gününde azabın
şiddetlisini görecek olanlar, dünyadayken insanlara şiddet gösterenlerdir”[ii] buyurarak
şiddetin ve zulmün asla karşılıksız kalmayacağını haber vermiştir.
Kıymetli Müslümanlar!
Şiddetin çaresi
merhamet eğitimidir. Allah’ın bizlere emaneti olan çocuklar; inancı, iyiliği, merhameti, sevgi ve saygıyı
ilk olarak ailesinden öğrenir. Bu münasebetle “Rabbinin yoluna hikmetle ve güzel öğütle davet et…”[iii] ayet-i
kerimesini rehber edinen her anne baba; çocuklarının yüreklerine dokunmalı,
başlarını okşamalı, onları Allah’a iyi bir kul, çevrelerine faydalı bir insan olarak
yetiştirmeye gayret göstermelidir. Bir çocuk için, ilim ve hikmet
yolculuğundaki en önemli kişilerden biri de öğretmenlerdir. Peygamber Efendimiz
(s.a.s), eğitim ve öğretim gibi kutsal bir vazifeyi yürütenlere; “İlim
öğreten kimseye, öğrettiği ilimle amel edenlerin kazandıkları kadar ecir
verilir…”[iv] müjdesini
vermektedir. Zira öğrencilerine ahlak ve edebiyle, şefkat ve
merhametiyle rol model olan her bir öğretmen toplumda fazilet ve erdemin teminatıdır.
Değerli Müminler!
Şiddetin gölgesini
hayatımızdan uzaklaştırmak için; gönüllerimize muhabbeti, evlerimize ve
okullarımıza merhameti hâkim kılalım. Kalbimize düşen öfke kıvılcımlarını rahmet
yağmurlarıyla söndürelim. Evlatlarımızın yüreğine sevgi, saygı, anlayış ve
paylaşmanın tohumlarını serpiştirelim. Unutmayalım ki, bir çocuğun zihnine işlenen
güzel bir söz, gönlüne yerleştirilen merhamet ve muhabbet yarının huzur dolu
dünyasına dikilmiş bir fidan olacaktır.
Bu vesileyle merhamet eğitiminde bizlere rehberlik eden anne ve babamızı,
öğretmenlerimizi, hocalarımızı ve Kur’an muallimlerimizi hayırla yâd ediyoruz. Hutbemizi,
Allah Resûlü (s.a.s)’in şu uyarısıyla bitirmek
istiyorum: “İnsanlara merhamet etmeyene
Allah da merhamet etmez.”[v]